Kendini Anlamak ile Nefsini Temize Çıkarmak Aynı Şey midir?
İnsanın kendini tanıması; tanırken kendi gerçeklerini ve gerekçelerini görmesi, aydınlık ve karanlık yönlerini bulmasıdır.
İnsanın kendini anlaması, anlarken neyi neden yaptığını fark etmesidir.
Kabul etmesi öncelikli bir aşama elbette... Kabule geçilmeyen hiç bir durum ya da davranışı düzeltmek, anlamlandırmak zaten baştan kaybedilmiş bir konu ve zaman demektir. Çözüm için önce kabul gerekmektedir.
Neyi neden yaptığı konusundaki farkındalıkla o zamanki en iyi halinin o olduğunu fark ederek kendisini anlayışla, şefkatle kucaklamasıdır insanın... Doğru bir davranış, yapıcı bir iyilik, elini taşın altına koyma sorumluluğunu üstlenebilmesi adına.
Farkındalıkla gün yüzüne çıkarıp yüzleştiği hususları nasıl iyileştirebilirim arayışı ile, kendine karşı bu sorumluluğu almasını, alabilmesinin muhteşem bir yolculuk serüveninin ilk adımlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Kendini tanımak, anlamak, fark etmek, yüzleşmek, iyileşmek ve elde edilmesi gereken derslere kendi bilincini ve vicdanını açık tutmak. Ders alınan her zorluk, hata her ne ise zaten görevini yapmış çoktan yolunuzdan çekilmiştir.
Ders alınmayan hatalar ve zorluklar ise, farklı sahneler ile karşınıza çıkmaya devam etmektedir.
Bunu sorgulamak da yine insan olarak bir diğer sorumluluğumuz olsa gerek... Hani derler ya "neden ben?" ya da, "neden hep aynı davranışlara sahip insanlar?" isyan anlamında değil elbette ki sorgulama anlamında sorulan sorular, insanı kendi duygu dünyasında cevabını arayıp bulmaya yönlendiriyor... Hayat yolundaki her insan, her olay, her iniş çıkış, bütün ok işaretleri, seni sana yönlendiriyor. Kendini tanı, artık zamanı gelmedi mi ?"Kendini anla, duy, gör" diye, her defasında seni, sana çağırıyor.
Kendini suçlamadan, bir başkasını suçlamadan berrak bir zihin ve vicdanla bakabilmek ise süreç üzerine süreç silsilesi bazen, biz bunu kolay kılmasını Yaradan'dan diliyoruz. Zorlarımızı kolaylaştıran, görmemizi, duymamızı, fark etmemizi sağlayan, bizi bizden daha iyi tanıyan ve bilen Rabbimizdir elbette ki...
Yolumuzu bulma ve kendimizi tanıma noktasında, yolumuzu şaşırmadan yürüyebilme ve noksanlıkları yanlışlıkları düzeltme maksadıyla Kuranı Kerim'i ve Yüce Peygamberimizi (sav) rehber olarak gönderen Rabbimiz, kullarına karşı nasıl da merhametli, sonsuz şükürler olsun!
Tekâmül, akletme, niyet, gayret, düşünme yeteneği gibi hususlar; mozaik taşları gibi bir araya gelerek, insanı insan yapan değerler bütününü oluşturmakta, kâmil insan olma yolunda. Aynı zamanda insanın fiili sorumluluğunu bütünsel olarak kavrayan ve yürüten sıralı bir dişli sistemi var adeta... Her yaş, her yıl, her adım, ömrün her bir basamağı, ruhuna, insanlığına bir getiri sunmakta.
Bedenin eksildikçe ruhun inşa oluyor desek, doğru olur mu? Bilemiyorum. Ortalama bir ifade ile tecrübe de deniyor, bu inşa kısmına.
Tecrübe kazanmak bir yana, her tecrübe sahibi bunu kullanma, hayatında geçerli hale getirme yetisine sahip olabiliyor mu? İçselleştirmek, başka başka anlara bu tecrübeyi giydirmek ayrı bir maharet ve öngörü... Kazandığımız tecrübeyi nerede nasıl kullanmalı? Hem tecrübe insanın hayatta her şeye önyargılı bakma ve tedirgin hissettirmesi de ayrı bir muamma... Yolu yokuş değil bilakis kolay hale getirmeli tecrübe. Okulu kazanmakla bitmediği gibi okumak da kazanılan tecrübeyi kullanmak da farklı farklı hususlar, velhasıl insan olmak ve bu uğurda bir ömür Ondan alacağın güç ile şerefli uzun bir merhale... Meşalesi ümit, daima ümitle yürümek.
Âcizane görüşüm, bu süreçteki kazanımı; kendine iyilik, kendini tanıma, hayatı iyi ve güzele dönüştürme, adil olma, daha geniş bir pencereden bakabilme şeklinde de ifade edebiliriz. Adalet konusunda da insan önce kendine karşı adil olmalıdır kanaatindeyim.
Kendisine haksızlık yapan birinin her ne kadar adil olmaya çalışsa da karşılığında adaleti bulması çok mümkün olmayacaktır. İçinizde kendinize beslemediğiniz hüsnü zannı, dışardan almak almaya çalışmak, saçınızı aynada düzeltmeye çalışmak gibidir sanıyorum. Görmek istediğimiz bütün güzellikler, önce bizde vuku bulmalı idrakini de sevgiyle şükürle ifade etmek isterim.
Bunun yanı sıra, yardım istemek, Ona sığınmak, tevekkül etmek, güzel niyetlerle güç toplamaya çalışmak da kullarına ekstradan verilen naz makamı, imtiyazlardır diye düşünüyorum.
İnsan olma, yükünün ağırlığını taşıyabilme kapasitesi ile doğru orantılı olarak yüce bir makam ve Ona kulluk ise en üstün itibar ve şereftir. Buna nail olabilmek olamamak ayrı bir imtiyaz ve nasip konusu ise de, buradaki samimi niyet ve gayrettir esasında bizden görülmesi murad edilen husus, ne hoş, ne tatlı... Rabbimiz kullarına zulmedici değil, zorluk çekmek değil bunun bilinçle taşınmaya çalışılması, iyi bir noktaya doğru gayret gösterilmesidir kulu Ona sevimli kılan, taşıdığında o gücü kendisine verenin O olduğunu bilmek, taşıyamadığında da yine Ondan ümidini kesmemek, ah ne hoş, ne büyük kıymet... Allah’ım iyi ki bizi bu kıymete layık gördün, iyi ki bu kıymetle de her türlü rahmetini merhametini bizlere kalkan eyledin. En hoşnut olacağın halimizi bize huzurla kolay kıl... Zorlandığımızda şikâyet etmeksizin senden ümitle yardım isteyen eyle... Sana samimi bir güvenle bağlanmayı, senden samimi anlamda razı olmayı bizlere nasip eyle.
Sorulara dönecek olursak yine kendi aczi yetimizde, İnsanın kendini anlaması kabule geçmesi kendini suçlamadan en iyi halimle o zamanda en iyisini yapmaya çalıştım ve ben o zaman öyle olmayı doğru biliyordum, diyerek, kendine şefkat göstermesi evet bu anaçlıkla kendini bağrına basması nefsini temize çıkarması mıdır? Ayette buyrulduğu üzere " Kendinizi temize çıkarmayın, O sakınanı, takvalı olanı, duyarlı olanı en iyi bilendir." (Necm:32.)
Burada "nefsin temize çıkarılması ile insanın kendini anlaması keşfetmesi, gölge ve ışık yanlarını fark ederek iyiye dönüştürmesi noktasındaki niyeti ve gayreti" bir biriyle zıt ve çelişen durumlar olarak görülse de iki durumun tamamen farklı olduğu noktasına dikkat çekmek niyetindeyim. Evet, ilk etapta aynı soruyla yola çıkmış olsam da, çözümlendikçe yazımız vesilesi ile de idrakimiz yazdıkça berraklaşıyor kanaatindeyim. Bir taraftan da bu konunun kıyas farkındalığını oluşturmak farklı görüş alışverişinde bulunmak niyetini de ortaya koyma sorumluluğunu taşıdığımı ifade etmek isterim.
Kendine şefkat, farkındalıkla tekâmül yolculuğunda suçlayıcı olmadan yol almak eksik yanlış ne varsa bunun daha iyi erdemlere ivme kazanmasına gayret etmek noktasında oldukça önemli. Peki, bunu yaparken insan kendi nefsini temize çıkarmış mı oluyor? Sorusu ile konumuza yeniden dikkat çekmek istiyorum.
Nefsini temize çıkarmak ne demektir o halde? Buna bakmak icap eder.
Nefsinin hata ve noksanlıklarını kabul etmeyerek inkâr etmek demek değil midir? Hayır demek... Ben hatalı değilim... Yine olsa yine yaparım başkaldırısı değil midir? Kabule geçilmeyen bir durum ve davranışı dönüştürmek, bu halden iyi bur hale geçmek mümkün müdür?
Arınmak, dersler çıkararak bir sonraki merhaleye geçebilmek insan tekâmülünün, ömür kozasının iyiliğe, saflığa güzel erdemler kazanmaya doğru örülmesi noktasında; kabule geçmek büyük bir önem arz etmektedir. Anlamak, şefkatle sarılmak kendine yine dönüşüm konusunda muhteşem bir yol alma ibaresidir.
Peki; hatasının, eksiğinin farkındalığına erip kendini tanıma yolcuğunda; kendini, bir önceki halini olduğu şekliyle bağrına basan; kendini, o zamanki ve su zamanki şartlara göre anlamaya çalışan kişi, tekâmül gayretinin sancısını gidermeye mi çalışıyor yoksa kendi nefsinin durumundan habersiz, kendisini tanımaksızın, nefsinin dışında hiç bir otorite kabul etmeksizin, haklılığını mı ortaya koymaya çalışıyor?
Bu soruyla maksat hâsıl oldu hüsnü zannıyla beraber, siz kıymetli okuyucuların malum cevabı ile de ezcümle konunun salahiyete erdiği kanaatindeyim.
(**Adalet duygusunun ehemmiyeti ve yöntemleri en ince ayrıntısına kadar insanoğluna sözde ve fiili olarak ifade buyrulmuştur, dinimizde.)
Kendini Anlamak ile Nefsini Temize Çıkarmak Aynı Şey midir?
Türkan SEZER
Yorumlar