Torino gecesi bize futbolun en sert gerçeğini bir kez daha hatırlattı: Avrupa’da bir anlık laubalilik, 90 dakikalık emeği ateşe atabilir.
Maçın kırılma anı kırmızı kart değil, Sanchez’in kaptırdığı toptu. Gereksiz özgüvenle oynanan o top ve ardından gelen penaltı, Juventus’u ayağa kaldırdı. Tribün oyuna girdi, inanç geri geldi. O ana kadar kontrollü ilerleyen atmosfer bir anda ev sahibinin lehine döndü.
İkinci yarıda Juventus 10 kişi kaldığında ise herkes aynı şeyi düşündü: “Artık iş bitti.” Ama sahadaki görüntü bunun tam tersiydi. Galatasaraylı oyuncular sayısal üstünlüğü yönetemedi. Topu tutmak yerine uzaklaştırdılar, oyunu sakinleştirmek yerine hızlandırdılar. Savunma yapmak yerine panik yaptılar. Art arda gelen iki gol “yazık, tur gidiyor” yorumlarını beraberinde getirdi.
O dakikalarda psikoloji tamamen İtalyan ekibine geçmişti.
Futbolda bazı anlar vardır; ya çözülürsünüz ya da karakter koyarsınız. İşte tam o eşikte iki oyuncu çıktı sahneye.
Osimhen elbette turun golünü attı. Büyük santrfor refleksiyle doğru yerde, doğru zamanda bitirdi. Ama yalnızca golü değil, son bölümdeki savunma katkısını da konuşmak gerekir. Liderlik bazen geri gelip top karşılamaktır.
Ve Barış Alper… Bu eşleşmenin tamamına yayılan bir etki bıraktı. Yine Juventus’u 10 kişi bırakan sürecin içindeydi. Sahada gücüyle ve kalbiyle oynadı. Evet, pas hataları yaptı. Ama bir an olsun mücadeleden kopmadı. Osimhen’e yaptığı asist ve attığı golle zafere imza attı. Skordan öte, ruh koydu.
Galatasaray aslında bu turu İstanbul’da hak etmişti. Oradaki oyun ve skor üstünlüğü bu eşleşmenin temeliydi. Eğer Torino’da elenseydi, bu yalnızca sportif bir başarısızlık olmazdı; ciddi bir kaosun kapısı aralanırdı. Tartışmalar, güven kaybı, kırılganlık…
Ama olmadı.
Bu zafer bir turdan fazlası. Camia için büyük bir moral, Avrupa için güçlü bir mesaj. Galatasaray mükemmel oynamadı. Hata yaptı, sendeledi, panikledi. Ama en kritik anda karakter koydu.
Avrupa böyle geceleri unutmaz. Ve bir kez daha alkışladı.

YORUMLAR