Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Murat Ertaş
Murat Ertaş

Terk ederek yenilenecek, ölerek doğacağız!

Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölen aslında ruh değil, bedendir. İnsan ise asıl olarak ruhtur; beden ise ruhun geçici olarak kullandığı bir “ev” ya da “elbise” gibidir. Elbisenin değişmesi ya da yıpranması insanın varlığını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde ölüm de ruhun yok olması değil, bedenden ayrılmasıdır. Yüce Allah, insanı bu dünyada bedenle birlikte yaşatır; ölümle birlikte ruhu bu bedenden ayırır ve kabir hayatına gönderir. (Kabir şu bildiğimiz mezar demek değildir. Bizler kabristan ve kabir kelimesini anlam kaymasıyla mezar yerine kullanıyoruz.) Daha sonra ahiret hayatı için insanlar yeniden diriltilecek ve ruhlara o âleme uygun yeni kıyafetler ve hayat verilecektir.

Ölümü daha iyi anlamak için “küçük ölüm” denilen uykuya bakabiliriz. Uyku, bedenin dinlendiği ve bilincin kapandığı bir hâl gibidir. Uyku sırasında (gözlerimiz kapalıyken) gördüğümüz rüyalar, bu dünyanın zaman ve mekân kurallarıyla açıklanamaz. En fazla üç beş saniyelik rüyada çok uzun zamanları, çok geniş coğrafyaları yaşayabiliyoruz. Her sabah uyanmamız ise ruhun tekrar bedene dönmesi gibidir ve bu, Allah’ın bize verdiği büyük bir nimettir.

Öldüğümüz an yeni bir doğum sürecine başlamışız demektir. Ölerek yeniden doğum, ruhumuzun bedenimizi terk etmesiyle yeni bir menzil ve diriliş…

Sevgili Gençler,

Öldüğümüzde toprağa gömülen kan, kemik, irin, yağ, et gibi maddelerden oluşan kıyafetimizdir, ruhumuz değil. Ruhumuz toprağa gömülmez; çünkü milyarlarca insanın her birinin beden/vücut/ceset dediğimiz kıyafeti “toprak” dediğimiz gardıroba koyulma şansına sahip değil. Ölen kaç kişiye bir mezar, taştan topraktan bir gardırop nasip olmuştur, bu cihanda?

Mezar, mezar taşları birer hatıra defteri kapağıdır; her insana nasip olmayan…

Dünyanın değişik coğrafyalarında ölü bedenlere uygulanan muamele farklıdır. Kimi yerde beden/ceset yakılır kimi yerde suya atılır kimi yerde akbabalar yesin diye dağın başına bırakılır vs. Havada infilak eden bir uçağın yolcusunun cesedi yok olabilir, savaşta bir bombayla paramparça veya yanıp duman olan bir askerin veya sivilin bedeni bulunamayabilir, okyanusta batan bir gemideki bedenler bir köpek balığının midesini boylayabilir, aç bir kurt veya arslan insanı parçalayıp afiyetle yiyebilir. Yeter ki ölelim; geçen zaman içerisinde bedenimiz çürür, erir, yanar, bir hafriyata karışır, toz olur, başka bir canlıya besin olur vs. Ama ruhumuz farklı bir aleme göç eder. Ölen beden imiş ruhlar yaşamaya devam eder; sadece memleket ve kıyafet değiştirir.

Evet; ruhumuz ölmez, bedenimiz ölür. Yunus Emre’miz ne güzel demiş:

Yunus öldü diye salâ verirler

Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez.

Ahiretin varlığı neden gereklidir?

Sevgili Gençler,

Bu dünyada her zaman iyiler ödüllerini, kötüler ise cezalarını tam olarak alamayabiliyor. Hâlbuki Rabbimiz sonsuz adalet sahibidir. Elbette yapılan iyiliklerin karşılıksız, kötülüklerin de cezasız kalacağı düşünülemez. Bu nedenle Allah’ın adaleti, insanların yaptıkları her davranışın karşılığını görecekleri bir ahiret hayatının varlığını gerektirir.

Rahîm ve Kerîm olan Allah’ın, kendisini tanıyıp seven kullarını ebedî mutluluktan mahrum bırakması düşünülemez. Sonsuz merhamet ve sonsuz cömertlik, ahiretin ve cennetin varlığını haber vermektedir.

Sonsuz hikmetlerle yaratılan kâinatta, canlıların en değerlisi olan insanın hayatının ölümle tamamen sona ermesi düşünülemez. Rabbimiz insanı kendisini tanısın, sevsin ve kulluk etsin diye yaratmıştır. Bu kadar önemli görevlerle dünyaya gönderilen insanın, yaptıklarının karşılığını göreceği ebedî bir hayatın bulunması Allah’ın hikmetinin bir gereğidir.

Ayrıca Rabbimiz her baharda yeryüzünü yeniden diriltmektedir. Kupkuru ağaçlar yeşermekte, ölü gibi görünen toprak yeniden canlanmaktadır. Bir çiçeği ve bir baharı aynı kolaylıkla yaratan Allah için bütün insanları yeniden diriltmek de elbette çok kolaydır. Üstelik Allah, gönderdiği peygamberler ve kitaplar aracılığıyla ahiretin geleceğini vaat etmiştir. Allah verdiği sözden dönmez. Bu nedenle O’nun kudreti, rahmeti, keremi ve vaadi bizlere ahiretin kesin bir gerçek olduğunu göstermektedir.

Dünyamız bir imtihan yeridir. İnsan bu dünyaya bir görev için gönderilmiştir. Dünya hayatı, uzun bir yolculuğun kısa bir durağı gibidir. İnsan da bu yolculukta bir yolcudur. Ruhlar âleminden anne karnına, çocukluktan gençliğe, gençlikten yaşlılığa doğru ilerler. Sonra kabir hayatına, oradan da ahiret hayatına geçer. Bu yol ve yolculuk cennete veya cehenneme çıkar. Dünya hayatı, mahsulü öte alemde önümüze koyulacak bir tarladır.

Bunu daha iyi anlamak için şöyle düşünebiliriz:

Bir devlet, kendi kanunlarına uyanlara ödül verir; uymayanlara ise ceza verir. Bu, adaletin bir gereğidir. Aynı şekilde Yüce Allah da kendisine iman edip itaat edenlere cennet gibi büyük bir ödül verir. İnanmayan ve emirlere uymayanlar ise yaptıklarının karşılığını görür.

Öldükten sonra dirilme kolaydır.

Yüce Allah, insanları öldükten sonra yeniden diriltecektir. Bu, O’nun için çok kolaydır. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir. Nasıl ilk yaratılış yoktan olmuşsa, diriltmek O’nun için daha kolaydır. Yukarıda örnek verdiğimiz mevsimler gibi…

Bunu bir örnekle anlayabiliriz:

Bir okul müdürünü düşünelim. Okulun ilk gününde binlerce öğrenciyi sınıflara yerleştirir, öğretmenleri belirler ve ders programını düzenler. Bu işi kolayca yapar. Daha sonra öğrenciler teneffüse çıkıp (teneffüse çıkmayı bu dünyadan ayrılmak/ölüm olarak düşününüz.) okulun her yerine dağılır. Teneffüs bitince tek bir zil sesiyle hepsi tekrar sınıflarına döner.

Şimdi biri, müdür ilk düzenlemeyi kolayca yaptığı halde “Bu kadar öğrenciyi tekrar sınıflara toplayamaz!” derse bu doğru olur mu? Elbette olmaz. Hatta böyle bir şey söylemek mantıksız olur.

İşte Allah için insanları yeniden diriltmek de bundan çok daha kolaydır.

Kuran-ı Kerim’de Rum suresi 50. ayette şöyle der Allah’ımız:

“Şimdi Allah’ın şu rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl hayata kavuşturuyor (diriltiyor). Şüphe yok ki, O, ölüleri elbette ihya edicidir (diriltecektir). Ve O, her şeye kadirdir.”

Başka bir örnekle ahiret hayatını anlamaya çalışalım:

Anne karnında, karanlık ve sular içinde adeta ekmek elden su gölden yaşayan bir bebeğin, bu dar ve sınırlı dünyadan dokuz ay sonra çıkıp renklerin, toprağın, göğün, başka canlıların ve farklı iklimlerin olduğu geniş bir dünyada yeni bir hayata başlaması gibi; ölümden sonra da bambaşka bir âleme, ahirete gözlerimizi açacağız inşallah. Bu dünya hayatı da tıpkı anne karnı gibi kısa bir hazırlık sürecidir ve asıl büyük hayat, sonsuz olan ahiret hayatıdır. Bu yüzden insan, bu dünyada yaptığı iyi ve güzel davranışlarla kendini o ebedî hayata hazırlamalıdır.

Sevgili Gençler,

Ölümden ve bu hayatın faniliğinden ibret almalıyız, dersler çıkarmalıyız ve öte aleme hazırlık yapmalıyız. Ahirete iman, kıyametin kopmasından sonra başlayacak olan sonsuz ve ebedî hayata inanmak demektir.

Bugünkü yazımızı/dersimizi on beş yıl evvel kaleme aldığım bir şiirimden bir bölüm ile tamamlamak istiyorum:

 

bana baktı ölüler; gülerek, acıyarak

gözleri apaçıktı; soğuk, karanlık, iri

ölenler terk etmişti ilkin cesetlerini…

 

tepelerin karnında sancılanır da dağlar

şehrin kamburlarında kurarlar meclisleri

bir kitap sandığıdır, küçük büyük her mezar

ölüler doğururlar, taştan hakikatleri!

 

en soylu ölü bile hemen kokar, bayatlar

bir ölünün ardından herkes kendine ağlar…

 

(Bu yazımız Yaz Kuran Kursları’na tavsiye ettiğimiz “ilk ders: iman hakikatleri” yazı dizimizin dördüncüsüdür.)

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR

12345