“İslam hahamları diye anlaşılmış bulunan İran mollaları, ekseriyetle cahil ve mutaassıptırlar. Onlarda dindarlık, çok kere riyâdan ibaret olup gizlice dinsizliği revaçlandırıp yayarlar. Şiîler farkında olmadan ‘hakikat’ denen şeyi hissetmeyi tamamen kaybetmişlerdir.
Sofiye terimlerinin kötü kullanılması, çığırından çıkarılmış rumuz ve bahusus ketman (kalben tasdik ve kabul edilmeyen bir şeyi lisânen itiraf) mesleğinin meşrû hale getirilişi onlarda mânevî ve ahlâkî hislerin kaybolmasına ve idrak kuvvetlerinin karmaşaya dönmesine sebep olmuştur. Tumturaklı kelimelerle fikirler ileri sürmek onlarda daima kabul görüyordu.
Bir İranlının her şeye tercih ettiği fikirler, aşırı teşbihlerle (mecazlarla) söylenmiş sözlerdir ki, bunlar, mânâsız veya inkâr edercesine bile olsa makbule geçer.“
(Şehbenderzâde Ahmet Hilmi-İslam Tarihi, Ötüken, s.304-305)
Geçenlerde aşırı derecede misallere dalmanın ve değişen zamana rağmen eski misallerde ısrarcı olmanın bir müddet sonra misalleri meselin yerine ikâme edeceğine dair cümleler paylaşmıştım. Yani çok tekrarlanınca zamanla mecazlar, teşbihler hakikat sanılır.
Rahmetli nenemin (1903-1984) gerçekten de dünyanın koca bir öküzün boynunda olduğunu sanması gibi. Kendisi de inanmakta güçlük çekiyordu ama “Biz kalktık hep öyle diyordu büyüklerimiz” diye de şüphe taşıyordu.
İran’da semboller önemlidir; dilde teşbih ve mecaz ne ise anıt, abide, heykel, nesne, eşya, motif, resim, ritüel vb görsel içeriklere de kutsiyet derecesinde anlamlar yüklenmiştir.
İran üzerine okurken ve düşünürken aklıma bizim şairliğimiz geldi. Vedat Eğilmez hocamın bir tespiti: “İstanbul’dan gelip Erzurum’da ağırladığımız bizim muhitten dediğimiz, iyi Müslüman şairlerin ve münevverlerin namaz kılanına pek rastlamadık. Hele yeni nesilden… Sadece bir iki kişi…”
Şairler yalancı mı, sorusu akla geliyor.
Teşbihlerle söylenmiş söz hakikatten daha mı makbuldür?
Kal ehli olmanın hal ehli olmaktan daha itibarlı olduğu bir muhit mi, şairlerinki?
Şairler hakikatten uzaklaşıyorlar mı?
Belki bu soruları modern insan için de sormalıyız, sanal ve hakikat bağlamında…

YORUMLAR