İş ahlâkını, insan sevgisini ve kültür vefasını birleştiren zarif gönül insanı Recep Ali Topçu’ya rahmet niyazıyla…

İstanbul’un son âhilerinden biri olarak anılan Recep Ali Topçu, üretim ahlâkını kültürle, sanatı insan sevgisiyle birleştiren örnek bir iş insanıydı. Sanayici kimliğinin yanı sıra, suyun medeniyetimizdeki yerini belgeleyen İstanbul Su Müzesi’nin müessisi olarak, kültür mirasımıza kalıcı bir eser kazandırdı.
Hayata dair felsefesi, doğum ile ölüm arasındaki yolculuğu erdemli, kaliteli ve faydalı bir insan olma gayretiyle anlamlandırmak üzerine kuruluydu.

Ona göre, insanın değerini servet, makam ya da mevki değil; ahlâk, adalet, tevazu, sadakat ve merhamet belirlerdi.
Suyu, insanın ruh haline benzetir; “İnsan suya benzer; berrak, duru ve faydalı oldukça kıymeti artar” derdi.
Bu anlayışla oluşturduğu koleksiyonu, kırk yılı aşan bir emeğin ürünü olarak, Anadolu’nun su medeniyetine dair binlerce nadir eseri bir araya getirdi.
Topçu’ya göre başarı, “göle maya çalmakla değil, arının yüz çiçeğe konması gibi gayretle” kazanılırdı. Gençlere, bilgiyle donanmayı, çalışmayı, vefayı ve tevazuyu öğütlerdi.
Her günün yeni bir hediye olduğuna inanır, günü şükür, tefekkür ve dua ile tamamlamayı hayat düsturu sayardı.

Hayatı boyunca “su gibi berrak ve faydalı olmayı” şiar edinen Recep Ali Topçu, bugün ardında bıraktığı Su Medeniyeti Müzesi ve gönüllerdeki izleriyle yaşamaya devam ediyor: Hakkın’la oyna, şerefinle kazan! Top sende…
Bu vesileyle değerli okuyucularımızdan Recep Ali Topçu’nun ruhuna Fatihalar talep ederken yazımıza, merhumun yakın çevresinde Dr. Nihat Kaya’nın şahitlikleriyle nihayet verelim.

İş Adamı, Koleksiyoner: Recep Ali Topçu
Psikiyatr Dr. Nihat Kaya’nın kaleminden
1989 yılıydı… Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapıyordum. O günlerde meslektaşım ve onun kardeşi Dr. Ercan Topçu vesilesiyle tanışma bahtiyarlığına eriştiğim bir insandı Recep Ali Topçu. Onu tanıdığım andan itibaren, bu dünyaya ait olmadığına dair güçlü bir inanç doğdu içimde. Zira O, sıradan bir insan değil; çağımızın karmaşası içinde sükûnetiyle, tevazusuyla ve manevî derinliğiyle temayüz eden bir çağdaş dervişti.
Yüzünden hiç eksilmeyen bir tebessümle yaşardı. Kendiyle ve evrenle barışık olmanın verdiği iç huzur, her hâline sirayet etmişti. Onun bulunduğu bir ortam, kısa sürede huzurun, sevginin ve paylaşmanın hâkim olduğu bir mekâna dönüşürdü. Sanki görünmeyen bir manyetik alan gibi çevresindekileri sarar, içlerinde varlıklarının unuttuğu bir dinginliği uyandırırdı.
Recep Ali Topçu’nun hâl ve tavırlarında derin bir şükür, tam bir teslimiyet ve olgun bir tevekkül sezilirdi. O, iman etmiş ve imanı hayatının merkezine yerleştirmiş bir gönül insanıydı. Hayatın anlamını arayanlara, sessizliğiyle bile cevap veren bir bilgelik taşırdı. İnsan ruhunun iniş çıkışlarını, toplumun çatışmalarını, doğanın denge ve döngülerini anlayan bir sezgiye sahipti. Sohbetlerinde, insanı gündelik hayatın stresinden çekip çıkaran; sükûn ve mutlulukla dolu bir ruh iklimine götüren bir derinlik vardı.
Kendine has mütevazı, sakin ve kibar bir duruşu vardı. Karşısındaki kim olursa olsun —bir işçi, bir sanatçı, bir yönetici yahut bir çocuk— aynı içtenlikle, aynı sevgiyle yaklaşırdı. Mal, makam, mevki, unvan… Bunlar onun nazarında hiçbir anlam taşımazdı. Yaradılmış her varlığa Yaradan’dan ötürü muhabbet duyar, kimseyi ayırmaz, kimseyi dışlamazdı.

Kelimeler, Recep Ali Topçu’nun şahsiyetini anlatmakta yetersiz kalır. Çünkü o, insana dair olumsuzlukların henüz bulaşmadığı bir safiyetle yaşamıştı. Belki de insanı ehlileştirmek, kalplere huzur ilham etmek için bu dünyaya gönderilmiş özel bir ruhtu. Bizler için bir mesaj, bir örnek, bir modeldi.
Kavgaların, kaosların, ac elelerin dünyasında; “melekvari” bir yaşamın mümkün olduğunu bizlere yaşayarak gösterdi. Onun hayatı, modern çağın karmaşasında kaybolmuş gönüllere bir duruluk dersi gibiydi.
Allah ondan razı olsun… Rahmetiyle kucaklasın, mekânını cennet eylesin.
Bizlere de, onun gibilerin yolundan yürüyebilmeyi nasip etsin.
İbrahim Ethem Gören – 25 Ekim 2025
Yazı No: 698

YORUMLAR