Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Murat Ertaş
Murat Ertaş

Allah bize benzer mi?

Kâinatın yaratıcısının Allah (cc) olduğunu, O’nun bizim Rabbimiz olduğunu üç büyük tanıtıcı sayesinde öğreniyoruz. Bu sebeple Yüce Allah, kendisini insanlara tanıtmak için üç büyük rehber göndermiştir:

  • Peygamberler
  • Kur’ân-ı Kerim
  • Kâinat Kitabı

Peygamberler, Allah’ın insanlara gönderdiği elçilerdir. Onlar, Rabbimizin bizden ne istediğini yaşayarak göstermişlerdir. Kâinat ise Allah’ın kudretini, ilmini ve sanatını gösteren büyük bir kitap gibidir. Etrafımızda gördüğümüz her varlık, O’nun varlığına ve birliğine işaret eden birer delildir.

Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin insanlara gönderdiği son ilahî kitaptır. Kur’an baştan sona, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden ayetlerle doludur. Ayrıca Kur’an’da sık sık geçen “Düşünmez misiniz?”, “Akıl etmez misiniz?” ve “İbret almaz mısınız?” gibi ifadelerle bizleri düşünmeye, araştırmaya ve kâinattaki delilleri görmeye davet eder.

Kâinat, içindeki sayısız varlıkla bize Rabbimizi tanıtan ve sevdiren büyük bir kitap gibidir. Nasıl ki bir kitabın kelimeleri, cümleleri ve sayfaları onu yazan yazarın bilgisini, sanatını ve yeteneğini gösterirse; muhteşem bir saray gibi yaratılan bu kâinat kitabı da bitkileri, hayvanları, insanları, yeri ve göğü ve içindeki her şeyi ile Allah’ın kudretini, ilmini ve sanatını anlatır, O’nu tanıtır ve sevdirir.

Sevgili gençler,

Bazı insanlar gündüz vakti, güneşe karşı gözlerini kapatsa güneş yok olur mu? Hayır. Sadece o kişiler güneşi görmez, güneş yine vardır. Allah’ın varlığı da güneş gibi apaçıktır. O’na inanmayanlar güneş gibi varlığı apaçık olan Allah’a karşı gözlerini yumuyorlar.

Yüce yaratıcımız kendini rehber kitabımız Kur’ânı Kerim’de kendini şöylece bildirmektedir, “De ki: O Allah’tır, Ehad’dir. (O) Allah’tır, Samed’dir. Doğurmadığı gibi, doğmamıştır da. Hiçbir şey O’nun dengi (ve benzeri) değildir.”

Yaratan, Yarattıklarına Benzemez!

Sevgili arkadaşlar,

Allah’ın zatını hiçbir şeye benzetemeyiz. Çünkü O’nun hiçbir dengi, benzeri ve eşi yoktur.

Bir harfin bile bir yazanı varsa, insanın ve kâinatın kendiliğinden ve sahipsiz olduğunu düşünmek akla uygun değildir. Her yapılan şey, bir yapıcıyı gerektirir.

Bir şeyi yapan usta, yaptığı şeye benzemez, değil mi? Usta, yaptığı eserin cinsinden değildir. Mesela saati yapan kişi “saat” değildir; harfi yazan kişi “harf” değildir.

Arkadaşlar, şöyle bir örnek düşünelim: Eğer masalar konuşabilseydi ve kendilerini yapan ustayı tarif etmeleri istenseydi, sizce nasıl tarif ederlerdi? Büyük ihtimalle marangozu en büyük masa gibi ya da bir masa parçası gibi tarif ederlerdi. Çünkü insan, bilmediğini ancak bildiği şeylere benzeterek anlatabilir.

Ustayı yaptığı şeye benzeterek tarif etmeye çalışmak ne kadar yanlış ve gülünçtür, değil mi?

İşte bunun gibi, kâinattaki her şeyi en mükemmel şekilde yaratan Allah da yarattığı hiçbir varlığa benzemez. O, her şeyi yoktan var eden, her şeyin yaratıcısı olan yüce bir kudret sahibidir. Bu yüzden Allah’ı herhangi bir şeye benzetmek doğru değildir. Çünkü O’nun eşi, benzeri ve dengi yoktur. Allah, hiçbir şeye benzemez ve hiçbir şey de O’na denk olamaz.

Sevgili Çocuklar,

Çok sayıda vagonu olan bir tren düşününüz. Bu vagonların her birini bir önceki vagon çeker. Sonunda sıra lokomotife gelir. Artık burada “Peki lokomotifi kim çekiyor?” diye sorulmaz. Çünkü lokomotif, treni çeken asıl güçtür. Eğer onu da başka bir şey çekseydi, bu soru sonsuza kadar devam eder ve tren hiç hareket edemezdi.

Benzer şekilde bir asker, emri onbaşıdan, onbaşı yüzbaşıdan, yüzbaşı binbaşıdan, binbaşı albaydan, albay generalden ve nihayet devlet başkanından alır. Burada da “Peki devlet başkanı kimden emir alıyor?” diye sorulmaz. Çünkü emir verme zinciri bir yerde son bulmalıdır.

İşte bütün varlıklar da birbirine dayanıyor gibi görünse de sonunda her şeyi yaratan ve idare eden Allah’a dayanır. Allah yaratılmış varlıklardan biri değildir ki O’nu yaratan başka bir varlık aransın. Bu sebeple “Allah’ı kim yarattı?” sorusu doğru bir soru değildir. Çünkü Allah, her şeyin yaratıcısıdır; yaratılanlardan değildir.

Sevgili Gençler,

Bu dünyada hiçbir şey amaçsız ve hikmetsiz yaratılmamıştır. Ağaçların, hayvanların, yıldızların ve hatta en küçük canlıların bile bir görevi vardır. Elbette akıl, vicdan ve düşünme gibi üstün özelliklerle yaratılan insanın da önemli bir yaratılış gayesi bulunmaktadır.

Yüce Allah bize sayısız nimet vermiştir. Bize düşen görev O’nu tanımak, sevmek, verdiği nimetlere şükretmek ve O’na ibadet etmektir. Çünkü insanın en önemli vazifesi, kendisini yaratan Rabbini tanımak ve O’nun rızasını kazanmaya çalışmaktır.

Bize düşen kendimizi, çevremizi ve kâinatı doğru okumaktır. Etrafımızdaki her şey, Allah’ın varlığını, kudretini ve merhametini gösteren birer işarettir. Bu yüzden neye bakarsak bakalım; gördüğümüz her güzellik ve nimet, bizi Rabbimizi tanımaya götürmelidir.

İnsan fıtratı gereği sonsuz bir hayatı ister, hiç bitmeyen bir mutluluğu arar. Ancak bu dünyadaki hiçbir şey bu ihtiyacı karşılayamaz. Bu nedenle insan için asıl değerli olan şey, onu ebedî mutluluğa götüren imanı ve Allah’ı tanımaktır.

Peki, Allah’ın bizim varlığımıza ihtiyacı var mıdır?

O, her şeyi yaratandır; fakat kendisi yaratılmış değildir ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Ancak Allah, sonsuz kudretini, ilmini, hikmetini ve güzel isimlerini ve sıfatlarını tecelli ettirmek istemiştir. Bu yüzden kâinatı ve içindeki varlıkları yaratmıştır. Bir sanatkârın sanatını görmek ve göstermek istemesi gibi, Allah da yarattığı varlıklar üzerinde isim ve sıfatlarının yansımalarını göstermiştir. Böylece hem kendi kudret ve sanatını tecelli ettirmiş hem de bu güzellikleri şuurlu varlıklara, özellikle insana tanıtmıştır.

Peki, Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı var mıdır?

Cenâb-ı Hakk’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibâdetimize de ihtiyacı yoktur. İbâdete asıl muhtaç olan biziz. İbâdet bizim mânevî yaralarımıza bir devâdır. Ruhumuzun gıdası, kalbimizdeki hastalıkların ilâcı ve şifasıdır. Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk’ın bize ibâdeti emretmesi, yine bizim fayda ve istifademiz içindir.

Bir doktorun hastasına bâzı ilâçları ısrarla tavsiye etmesi, kendinin bir ihtiyacı ve menfaati olduğu için değil, hastanın faydası ve iyileşmesi içindir. Doktora “Ne ihtiyacın var ki bu ilâçta ısrar ediyorsun?” demek ne kadar mânasız ise, Cenâb-ı Hakk’ın ibâdet emrine karşı da “Ne ihtiyacı var ki bize emrediyor.” diye düşünmek o kadar mânasız ve mantıksız olur.

İbadetler, insanın doğru ve dengeli yaşamasını sağlar. Nasıl bir cihazın fabrika ayarları ve kullanım kılavuzu, varsa, ibadetler de insanın sağlıklı, huzurlu ve dengeli bir hayat sürmesini sağlar.

(Yaz Kur’ân Kursları ile ilgili bu, üçüncü yazımızdır. Bu yazıdan evvel ilk iki yazı okunmalıdır.)

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR