Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Ekrem Ergüder
Ekrem Ergüder

Yerel Seçimler Yaklaşırken

Yerel seçimler, yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen pek çok hizmetin sorumlusu olan belediyeleri yönetecek kişileri seçmemizi sağlayacak. Belediyeler haricindeki kamu kurumlarının yereldeki görevlileri olan vali ve kaymakamı biz seçmiyoruz, bu kurumlar devletin idari yapısını ve biribiriyle entegre çalışan devlet örgütünü oluşturuyor ve “merkezi yönetim”e bağlı olarak çalışıyor. Vatandaşlar merkezi yönetimin başına geçecek iktidarı ise genel seçimler dediğimiz parlamento/başkanlık seçimleriyle belirliyorlar.
Çevre temizliği, imar, kanalizasyon, kültürel aktiviteler, sosyal hizmetler vb. İse belediye adı verdiğimiz “yerel yönetimler”e bağlı. Tabii burada belediyelerin bütün görev ve yetkilerini saymamız mümkün değil. Oldukça uzun bir liste. Kısaca yaşam kalitemizi etkileyen bütün hizmetlerin belediyelerin yetki ve sorunluluk alanına girdiğini söylemekle yetinelim. Yanlışlıkla sorunluluk yazmışım sorumluluk olacaktı elbette. Ama nedense belediye kelimesi ile sorun kelimesi birbirine çok yakışır hale geldi ülkemizde.
Belediye adlı yerel yönetim sistemini Amerika’dan bire bir almışız. Aynı ülkeden kopyaladığımız bir kurumsal yapı daha var; sendikacılık sistemi. Her ikisinin de istismara ne kadar açık olduğunu geçmişte yaşadık, gördük.
Merkezi yönetim, çalışma disiplini konusunda nispeten daha başarılı. Ama belediye hizmetleri pek çok il ve ilçede aksıyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok, mart ayındaki yerel seçimler yaklaşırken birden bire belediyelerinin çalışmaları artan pek çok il ve ilçemiz var. Yıllardır nedense çalışmalarını sadece yakın çevrelerinin ve partililerinin bildiği başkanlar, aniden sosyal medya hesaplarında ne kadar çok çalışkan olduklarına dair halka açık bilgiler paylaşır oldular. Pek çok il ve ilçe belediyesinde durum aynı.
İstisnalar yok mu? Elbette var, seçildiği ilk günden beri gecesini gündüzüne katıp kenti için çalışan, sorumluluk sahibi memleket evlatları da çok var belediyelerde. Onları halkımız biliyor ve takdir ediyor. Seçimlerde yeniden aday olmaları durumunda elbette ona göre davranılacak.
Yerel seçimler için, aday olan kişilerin yereldeki imajının parti tercihlerinin önüne geçtiği, adayların kimliğinin seçmen davranışını belirlediği ve ideolojik tercihlerin geri planda kaldığı her zaman söylenir. Ancak göz ardı edilemeyecek bir gerçek şu ki; yerel seçim sonuçları ülke genelindeki seçmenin politik tavrını yansıtması açısından da önemli bir veridir. Yerel seçimlerde aldığı başarısız sonuçlarla güvenoyu sorunu yaşayan iktidarların erken genel seçimlere gitmek zorunda kaldığını da gördük geçmişte. Her ne kadar şu an ülkemizde geçerli olan başkanlık rejiminde parlamentoda yapılacak “güven oylaması” şeklinde bir uygulama olmasa da, iktidarın yerel seçimlerden başarılı olarak çıkması önemli. Bu yüzden iktidar partisinin adayları belirleme konusunda son derece titiz davrandığı, kamuoyu yoklamaları ve anketler yapılarak bilimsel verilerin dikkate alındığı, ittifak ortağıyla yakın iş birliği içerisinde çalışıldığı gözleniyor. Ayrıca belediye kökenli başkan ve bakanların bulunduğu bir hükümet olmaları da yerel seçimler konusunda önemli bir avantaj.
Diğer taraftan iktidarların sırf iktidarda olmalarından kaynaklanan türlü sorunların, olası politik hatalarının da seçimler yerel dahi olsa seçmen davranışına etki ettiği bir gerçek. Ekonomide bir türlü sağlanamayan fiyat istikrarı elbette önemli bir etmen. Dünya konjonktüründeki iktisadi gidişatı dikkate alarak ülkemize baktığımızda, aslında küresel ekonomiyle uyum sağlanması için gereken önlemlerin alındığını ve yatırımcılar için öngörülebilir bir stabilite için tutarlı adımlar atıldığını görüyoruz. Pandeminin olumsuz ekonomik etkileri tüm dünyada sürerken, çevremizde savaşlar ve göçler ekonomileri olumsuz etkilerken ve büyük bir deprem felaketinin yaraları sarılmaya çalışılırken böylesi adımlar atabilmek gerçekten başarı.
Bütün bu zorluklarla rağmen yakın geçmişteki seçimlerden başarıyla çıkıldı. Politik başarıların sürdürülebilirliğinde en önemli etkenin, halkın desteği olduğunu iyi biliyoruz. Özellikle ekonomik kriz ortamlarında gerek para politikaları, gerekse maliye politikalarının başarısı kitlesel destekle mümkün. Bunun için doğru bir iletişim tarzı geliştirmek gerekiyor. Bu “doğru” iletişimin sosyal psikolojik ve algısal boyutları var. Alınan ekonomik önemleri ve uygulanan politikaları halka iyi anlatmanız gerekiyor. Aksi takdirde istenen sonucu elde etmeniz gecikebilir. Bu gecikmeyi toplum ne kadar tolere eder, sıradaki seçimlere etkisi ne olur, öngörebilmek zor.
Rahmetli Turgut Özal’ın iki buçuk sene sürecek ekonomik kemer sıkma önlemlerini açıkladığı televizyon konuşması hala aklımda. Elindeki kalemiyle açık ve net bir biçimde, neler yapılacağını, önlemlerin tahmini neticelenme zamanını açıklamıştı. İki buçuk sene boyunca ülkecek züğürt gezdiğimizi çok iyi hatırlıyorum. İstisnasız bütün arkadaşlarım, dostlarım ceplerinde çok az bir para ile ortalıkta dolaşır hale gelmişlerdi ve buna alışmışlardı. İnsanımız ülke yararına uygulanacak politikalara inandıktan sonra elbette destek veriyor, çünkü ülkesini, devletini seviyor, sahip çıkıyor. Yeter ki doğru iletişim kurulsun. Özal bunu başarmıştı. Bu başarısında sosyal politikalardaki tutumu da etkili olmuştu. Küresel ekonomiye entegre olmaya karar vermek önemli bir politik tercih, bir başka politik tercih de bu politikaları sürdürken gelir dağılımındaki dengeyi sağlamak, eşitsiz algısını yok etmek toplumu rahatlatmak olmalı. Bu noktada sadece çalışan kesimlerin değil, emeklilerin de hassas bir kesim olduğu unutulmamalı. Kök maaş uygulaması ve kök üzerinden enteresan bir şekilde hesaplanarak maaşları artırılmayan emekliler, düşük maaşlarıyla dar ve sabit gelirli kesim olarak günlerini geçirmeye çalışıyorlar. Yerel seçimler için görüştüğüm bütün işçi emeklileri tepkili. Bu tepkilerini başka bir partiye oy vererek göstermeyeceklerini, sandığa gitmeyerek ortaya koyacaklarını konuştuğum pek çok işçi emeklisi ifade etti. Ne medyada, ne sivil toplum örgütlerinde, ne de muhalefetin açıklamalarında, hatta işçi sendikalarının söylemlerinde sahip çıkılmayan işçi emeklilerinin tepkisi dikkate alınmalı.
Sözlerimizi eski bir atasözü ile bitirelim;
“Kurt kışı geçirir, ama yediği soğuğu unutmazmış.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR

1