Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Ahmet Çiçek
Ahmet Çiçek

ÜÇ GÜNLÜK ÖMRÜMÜZE NE KAVGALAR SIĞDIRDIK?

Anlamak zor, anlatmak daha da zahmetli.

İnsan ve insanlığın geldiği noktaya bakınca içinize bir kasvet ve karamsarlık çöküyor. Hakikâti bilmek veya haykırmak dünyayı değiştiremez, savaşları durdurmaz, devletlerin hesaplarını bozamaz, insanların kontrolsüz hırslarını sönümlendiremez. Fakat yine de birilerinin hakkı ve hakikati dimdik ayakta tutması lazım ki insanın içine tohumlu bir soru düşüversin.

İşte o sorulardan biri: “Bunca kavga niye var, neye yarar?”

Hayata biraz uzaktan bakalım: İnsan doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Üç günlük dünya dediğimiz şey yani. Bugün bilim bize insan ömrünün geçmişe göre uzadığını söylese de insanın kişisel tecrübesi asla değişmiyor, hepi topu 100 yıl yaşamış olana kısmetli deniyor. Belli ki misafiriz bu diyarda.

İnsan, dünya üzerinde kendisine ait olduğunu sandığı şeyleri birer birer geride bırakmak mecburiyetinde, bugün benim dediği şey yarın başkasının oluyor. Misal; benim dediği toprak, kendisinden önce nice insanın ayak izlerini taşıdığı gibi kendisinden sonra da nice insanın ayak izlerini taşıyacak. Bizim büyük sandığımız nice mesele, bizden önce yaşayan insanların hayatlarında da büyük meseleydi. Onlar da toprak için kavga ettiler. Onlar da servet biriktirdiler. Onlar da makam peşinde koştular. Onlar da “benim, benim” dediler. Bir zamanlar dünyanın merkezinde olduklarını düşünen insanlar, şimdi birkaç satırlık tarih notuna dönüşmüş durumda.

Hayat; bir rüya kadar gerçek ve bir rüya kadar da kısa. Bir rüyanın içindeyken gördüklerimiz ve hissettiklerimiz ne kadar gerçek. Ama uyanırsınız ve gerçek sandığınız şeylerin hiçliğine şaşırırsınız.

Hayat da biraz böyle değil mi? Yaşarken sonsuzmuş gibi geliyor. Sanki hep burada kalacakmışız gibi davranıyoruz. Belki de insanın en büyük yanılgısı burada başlıyor: Bir gün bitecek olan ömrümüzü sonsuz sanıyoruz. Bir gün geride bırakacağımız kavgaları ise hayatımızın en önemli meselesi zannediyoruz.

 

PEKİ, NEYİN KAVGASINI VERİYORUZ?

İnsan kavga ediyor. Aile içinde, komşusuyla, iş yerinde, siyasette, mezhep üzerinden, kimlik üzerinden, toprak üzerinden, para üzerinden, iktidar üzerinden vs. Devletler de benzer kavgaların içinde, silahlar üretiliyor, ordular kuruluyor, köprüler yıkılıyor, sınırlar çiziliyor.

Devlet bütçelerini aşan paralar, insan hayatını kolaylaştırmak yerine birbirini yok etmenin araçlarına harcanıyor. Sonra bütün bunların üzerine; güvenlik, çıkar, itibar, güç, hâkimiyet, tarih, beka gibi büyük kelimeler yerleştiriliyor.

İnsanların ve toplumların güvenliği, bağımsızlığı, özgürlüğü ve varlığını koruma hakkı elbette küçümsenemez. Bütün bunları söylerken elbette insanın mücadele etmesini, hakkını aramasını, adaletsizliğe karşı çıkmasını veya toplumların kendilerini savunmasını reddetmiyorum. Mesele kavga etmek zorunda kaldığımız zamanların varlığını inkâr etmek değil. Mesele, kavgayı hayatın kendisi hâline getirmemek. Haksızlığa karşı çıkabiliriz ama kinle yaşamaya gerek yok. Devletler kendi güvenliklerini koruyabilir ama barışı ulaşılması gereken bir medeniyet seviyesi olarak görebilir.

 

 

Birleşmiş Milletler Şartı’nın daha ilk maddeleri uluslararası barış ve güvenliği korumayı, milletler arasında dostane ilişkiler geliştirmeyi ve uluslararası sorunların iş birliğiyle çözülmesini temel amaçlar arasında sayıyor ama güçlünün adaletine engel olunamıyor.

Demek ki insanlık, bütün tecrübesine rağmen hâlâ aynı temel soruya dönüp duruyor:

“Birlikte yaşamanın yolunu neden birlikte savaşmaktan daha zor buluyoruz?”

Fakat tam da burada başka sorular beliriveriyor:

Bir insanın saadeti başka bir insanın mağduriyetinden beslenmek zorunda mı?

Bir toplumun refahı başka bir toplumun sefaletine muhtaç mı?

Bir devletin gücü başka milletlerin zayıflığına mı mahküm?

Bu soruların kolay cevapları yok.

 

İNSAN NEDEN KAVGAYI BU KADAR SEVİYOR?

Asıl şaşırtıcı olan da budur. İnsanın kısa ömrünü bilmesine rağmen neden bu kadar çok öfke biriktirdiğini anlamak kolay değil.

Bir insan ömrü için zaman çok pahalı ama şaşırtıcı bir şekilde zamanı bedavaymış gibi sonu gelmez kavgalar için harcıyoruz.

Bir imparatorluk kıtaları fethedebilir. Sonra bir gün başka bir imparatorluk gelir.

Bir şehir için savaşılır. Yüzyıllar sonra o şehirde başka insanlar yaşar.

Bir toprak parçası için binlerce insan ölür. Sonra o toprak yine yerinde durur.

İnsan, kendi hayatını dünyanın kendisi zannediyor. Oysa insan, koca varlık düzeni içinde minik bir nokta olduğunu kavrasa birbirimize karşı daha merhametli, daha anlayışlı, daha fedakâr olabilirdik.

Asıl yanlış; anlatı ve kabullerdedir belki de. Çünkü bize hep başarının kazanmakla, gücün üstünlükle, zenginliğin sahip olmakla, güvenliğin başkasından daha güçlü olmakla mümkün olabileceği anlatılmış. Oysa başka bir başarı ölçümüz olabilirdi. Mesela; bir toplumun başarısı yalnızca ne kadar zengin olduğu ile değil, insanlarının ne kadar güvende, özgür, sağlıklı ve huzurlu yaşayabildiğiyle ölçülebilir. Bir devletin büyüklüğü yalnızca ordusunun gücüyle değil, insanına sunduğu hayatın kalitesiyle anlaşılabilir. Bir insanın itibarı yalnızca arkasında bıraktığı servetle değil, hayatına dokunduğu insanların hatıralarıyla değerlendirilebilirdi.

Birbirimizi yenmeye çalışırken kendimizden ne kadar çok şey kaybetmişiz. Birbirimize üstün gelmeye çalışırken hayatın kendisini ıskalamışız. Kavgayı kazandığımız günlerde bile huzuru kaybetmişiz. Oysa hayat bize çok daha basit bir vazife vermiş olabilir: Yaşamak, sevmek, üretmek, paylaşmak, adil olmak, iyiliklerde bulunmak gibi.

Bizden sonra geleceklere bayrağı keyifle bırakmak gibi.

Arzum ve temennime gelince;

“Öyle bir dünya kuralım ki yaşamak savaşmaktan çok daha anlamlı olsun.”

AHMET ÇİÇEK

 

Youtube   :    youtube.com/@mikrofoncatv

İnstagram :    instagram.com/mikrofoncatv

Facebook   :   facebook.com/ahmeticicek

İletişim      :    mikrofonca@gmail.com

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR

12