Köklü paradigma değişimlerinin yaşandığı bir dönemde, seküler kültürün gücü, büyük ölçüde sarsılmıştır. Doğu’dan Batı’ya, bütün dünyada kutsal kültürün yıldızı parlıyor. Artık dünyada Doğulularla Batılılar değil, kutsalla seküler kültüre dayanan medeniyetler çatışıyor. Çatışma medeniyetlerin seküler boyutunu oluşturan ekonomik alandan, kutsal boyutunu oluşturan metaekonomik alana kaymaktadır. İki kültür arasındaki çatışma, ulusal sınırları aşarak, uluslararası boyutlar kazanmıştır.
Medeniyetlerin metaekonomik kaynağını oluşturan kutsal kültürün değerleri, tarihin ilk çağlarından beri, Batı’dan Doğu’ya doğru değil, Doğu’dan Batı’ya doğru akmıştır. Batı dünyasında kutsal kültür adına ne varsa, hepsi Doğu dünyasından ödünç alınmıştır. Doğu kutsal, Batı seküler kültürün anavatanıdır. Peygamberler diyarı Kudüs Doğu’yla Batı’nın hem çatıştığı, hem de yarıştığı savaş ve barış şehiridir. Bunun için Kudüs, Doğunun olduğu kadar Batı’nın da düşünce ve eylem dünyasında vazgeçilmez bir yer tutar.
Kutsal kültürün “kurşun yükünü” bir ömür boyu omuzlarında taşıyan Erdem Bayazıt’ın en büyük arzusu, Anadolu insanı için Kudüs’ün önemini anlatan bir “Üsküdar Risalesi” yazmak olmuştur. “Risaleler”e eklenecek şiirin ilk dizesi de “Kudüs Kapısı Üsküdar” olması düşünülmüştür. Bayazıt son aylarında benden, Ahmet Yüksel Özemre’nin kitapları başta olmak üzere, bütün Üsküdar sevdalılarının kitaplarını istemişti. Çalışma masasını Üsküdar ve Kudüs kitaplarıyla doldurmuştuk. Ancak Bayazıt’ın istediğini yazmaya ömrü yetmemiştir.
Kudüs, Konya, Bursa, İstanbul gibi, “Yetmişiki millete bir gözle” bakan, şehirlerin başında gelir. Dörtyüz yıllık “Osmanlı Barışı” döneminde, Anadolu insanı, kendisini Kudüs’ün fatihi olarak değil, koruyucusu olarak görmüştür. Kudüs’ün fatihleri peygamberlerdir. Kutsal kültürün yoğurucusu ve kilometre taşları olan, peygamberlerin şehirleri karşısında, seküler kültürün şehirleri güçlerini bütünüyle yitirirler.
Şehirler kapılarını, orduları büyük olanlardan daha çok gönülleri büyük olanlara açarlar. Gönüllerin büyüklüğü ise, seküler kültürden değil, kutsal kültürden kaynaklanır. Şehirleri güçle ele geçirenler, güçle şehirlerden çıkarılırlar. Kutsal kültürde şehirler, Medine gibi, Mekke gibi, kan dökülmeden fethedilirler.Medine’yi Kur’an, Mekke’yi Mekke’li Son Peygamber, kimsenin kanını akıtmadan, kimsenin burnunu kanatmadan fethederler.Kur’an’da suçsuz bir insanı öldürenin, bütün insanlığı öldürdüğü önemle vurgulanır.
Yirmi birinci yüzyılda, Doğu’yla Batı yeniden Kudüs’te buluşmalıdır. Kudüs barış şehridir. Kudüs’te savaş olursa, hem Doğu’da, hem de Batı’da barış olmaz.Kudüs’te barış olabilmesi için, Doğu’nun ve Batı’nın İstanbul’da elele vermesi gerekir. Anadolu’da denildiği gibi : “Bir göz ağlarken bir göz gülmez.” Gazze ağlarken, bırakın Tel Aviv’i, ne Washington, ne Londra, ne Berlin güler. İstanbul iki gözün birlikte güldüğü, Medine’yle Roma’nın, barış içinde birlikte yaşadığı şehirdir.
Kudüs’te barışın koruyucusu İstanbul’dur.
Üsküdar İstanbul’da Kabe toprağıdır.
Kabe toprağında kan dökülmez.

YORUMLAR