Çocuğun ruh sağlığı, ebeveynin duygusal düzenleme becerisiyle başlar. Kızgın, kaygılı bir ebeveyn, çocuğuna bilinçsizce bu duyguları taşır. Aynı zamanda bağ, sevgiden önde gelir; bir çocuk için önemli olan ne kadar sevildiği değil, kendini ne kadar güvende hissettiğidir.”
Bu cümleler, ebeveynliğin en çok gözden kaçan ama en belirleyici gerçeğini anlatır. Çünkü çocuklar söylenenleri değil, yaşatılan duyguları içselleştirir. Bir çocuğun dünyaya bakışı, anne babasının duygusal ikliminde şekillenir.
Ebeveyn kızgın olduğunda bu yalnızca ses tonuna yansımaz; bedene, bakışa, sabırsızlığa siner. Kaygılı bir ebeveyn, çocuğu korumaya çalışırken farkında olmadan ona sürekli bir tehlike hissi aktarır. Dalgın bir ebeveyn ise çocuğa şu mesajı verir: “Buradayım ama seninle değilim.” Çocuk bu duyguları anlamlandırmaz; normal kabul eder. Ve zamanla kendi iç dünyasını da bu iklimde kurar.
Burada kilit mesele, ebeveynin hiç zor duygu yaşamaması değildir. Mesele, bu duygularla ne yaptığıdır. Duygusunu fark edebilen, adlandırabilen ve düzenleyebilen bir ebeveyn, çocuğa güvenli bir alan sunar. Aksi halde çocuk, ebeveynin taşıyamadığı duyguları taşımaya başlar.
Tam da bu noktada bağ kavramı devreye girer. Çünkü bağ, sevgiden önce gelir. Bir çocuk için hayati olan, ne kadar sevildiğini duymak değil; sevginin içinde ne kadar güvende hissettiğidir. Sevgi, bağ olmadan çocukta rahatlama yaratmaz; aksine kaygı yaratır. “Beni seviyor ama her an kaybedebilirim” düşüncesi yerleşir.
Bağ; ebeveynin çocuğun duygusuna temas edebilmesiyle kurulur. Çocuk ağladığında susturulmuyorsa, korktuğunda küçümsenmiyorsa, öfkelendiğinde yalnız bırakılmıyorsa bağ güçlenir. Çünkü çocuk şunu öğrenir Duygularım tehlikeli değil , Ben bu halimle de kabul ediliyorum.”
Çocuğun ruh sağlığı tam da burada başlar. Oyuncaklarda, başarıda ya da akademik beklentilerde değil ebeveynin duygusal olarak ulaşılabilir olmasında. Kendi kaygısını yönetebilen bir ebeveyn, çocuğa dünyanın baş edilebilir bir yer olduğunu öğretir. Kendi öfkesini düzenleyebilen bir ebeveyn, çocuğa duyguların kontrol edilebilir olduğunu gösterir. Ve kendi iç dünyasıyla temasta olan bir ebeveyn, çocuğa içsel güven duygusunu miras bırakır.
Ebeveynlik, çocuğu mutlu etmek değil; onu duygusal olarak yalnız bırakmamaktır. Çocuğun “Beni seviyorlar” demesinden önce, “Onların yanında güvendeyim” diyebilmesidir asıl koruyucu olan.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Bugün çocuğuma sevgimi ne kadar gösterdim değil,
bugün ona ne kadar güvenli bir alan sundum?
Çünkü çocuklar sevgiyle değil, güvenle büyür. Ve o güven, ebeveynin kendi duygusunu taşıyabilme kapasitesiyle başlar.
Bowlby’ye göre çocuk, bağ kurulduğunda iş birliği yapar; davranış sorunları disiplin eksikliğinden değil, güvenli bağ eksikliğinden doğar.
Güvende hissetmeyen çocuk, davranışıyla ihtiyacını anlatır; sınırlar tehdit gibi görünür.
Bağ kurulduğunda çocuk, kontrol edilmekten değil, ilişkide kalmak istediği için uyum sağlar.
Sevgi ve güven bir araya geldiğinde, çocuk doğal olarak sorumluluk alır.
Çocuk için güven senin kusursuz olman değil, duygusal olarak erişilebilir olmandır. Kızgınken de, yorgunken de, zorlanırken de “buradayım” hissini verebilmen… İşte bağ tam olarak burada kurulur.
Çünkü çocuklar sevgiyle değil, güvenle büyür.
Ve o güven, önce senin kendi duygularını taşıyabilmenle başlar.

YORUMLAR