8 Temmuz 2026 Çarşamba günü Boğaziçi Üniversitesi’nde Aşure Günü programı düzenlendi. Güney Meydan’da öğle saatlerinde, üniversitenin değerli akademisyenlerinden Mehmet Nafi Artemel’in de yer aldığı ekip tarafından kaynatılan aşure, Özger Arnas Salonu’nda öğrencilere, akademisyenlere ve mezunlara ikram edildi.

Boğaziçi Üniversitesi, kampüsteki bu etkinliği sosyal medya hesabından şu cümlelerle paylaştı:“Boğaziçi Üniversitesi’nin tarihi hafızasında önemli bir yere sahip olan Aşure Günü programı, öğrencilerimizin, mezunlarımızın ve akademisyenlerimizin katılımıyla gerçekleştirildi. Muharrem ayının paylaşma ve bereket anlayışını yansıtan program kapsamında aşure ikramı yapılırken, üniversitemizin kültürel mirasının önemli bir parçası olan bu gelenek gelecek nesillere aktarılmaya devam ediyor.”
Okul yönetimi, bu paylaşımda tabii mirasçısı olduğu Nafi Baba Tekkesi’ne açıkça atıf yapmadan, aşurenin üniversitenin tarihi hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu belirtmekle yetindi.
Keşkek Halim Paşa’da, Aşure Nâfi Baba’da Yenir!
Boğaziçi Üniversitesi, geçmişte geniş arazileri Rumelihisarı sahilinden Zincirlikuyu’ya kadar uzanan Rumelihisarı Şehitlik Dergâhı’nın, yani namıdiğer Nafi Baba Tekkesi’nin arazisi üzerinde kuruludur. Nafi Baba Tekkesi’nde bundan bir buçuk asır öncesine kadar, Muharrem aylarında aşure kaynatılarak İstanbullulara ikram edilirdi. Bu gelenek halk arasında, “Keşkek Halim Paşa’da, aşure Nâfi Baba’da yenir.” sözüyle yer edinmişti.

( Şehitlik Dergâhı’nın postnişinlerinden Nafi Baba’nın torunlarından Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Nafi Artemel aşure kazanının başında)
Üniversite yönetiminin bu kutlu geleneği Boğaziçi Üniversitesi Şehitlik ve Mirasları Araştırma Kulübü (BÜŞMAK) aracılığıyla ihya etmesi oldukça mühimdir. Hadiseye asıl mânevî değeri katan unsur ise Şehitlik Dergâhı’nın postnişinlerinden Nafi Baba’nın torunlarından Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Nafi Artemel’in bizzat aşure kazanının başına geçmesi oldu.
Bu anlamlı etkinliğe imza atanları İttifak Gazetesi olarak tebrik ederken, İstanbul’un 100 Âdeti kitabımız için hazırladığımız aşure pişirme geleneğine şefkatli bir gözle bakalım.
Aşure
İçinde türlü hüzünleri barındırmakta olan Muharrem, bir yandan Hicrî takvimin ilk ayı olması, diğer yandan da tarih boyunca önemli hadiselere sahne olması bakımından Müslümanlar için önemli bir mevsim olmuştur.
Hicrî 61 yılının (M. 680) Muharrem ayının 10’uncu gününde Kerbelâ’da Efendimizin (sav) torunu Hz. Hüseyin (ra) ile aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu Ehl-i Beyt’ten 72 kişinin hunharca şehit edilmesiyle aşure günü gönülleri hûn etmiştir.
Onuncu gün anlamındaki “âşir”den türeyen aşûre, yıllar içerisinde Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitlerinin aziz hatıralarının yâd edildiği, acılarının paylaşıldığı günün de ismi olmuştur. Nitekim, Osmanlı İstanbul’unda Muharrem ayı girdiğinde aynalara bakılmaz, evlerdeki endam aynalarının yüzlerine perdeler gerilir, otuz gün boyunca billur bardaklardan kana kana su içilmez, tahta, bakır ya da toprak kupalarda “yeteri kadar” su içilirdi. Muharrem ayında on gün boyunca oruç tutulur, bu günlerde düğün dernek işlerinden uzak durularak gönül kapıları neşe ve eğlenceye kapatılırdı.
İlk aşûre yemeğinin Nuh Aleyhisselâm’ın gemisinin tufandan kurtulduktan sonra gemide kalan yiyeceklerle pişirildiğine yönelik yaygın bir kanaat vardır. Günümüze kadar ulaşmış olan aşûre pişirme âdeti gereğince Muharrem ayının onuncu günü buğday, meyve çeşitleri ve muhtelif hububatın karışımıyla yapılan özel bir tatlı pişirilirdi. İstanbul’da Muharrem ayının onuncu gününden sonuna kadar evlerde aşûre pişirmenin haneleri bereketlendireceğine inanılırdı.
Mevlevîler, “aş” şeklinde isimlendirdikleri aşûreyi pişirerek Hz. Hüseyin( (ra) ve Kerbelâ şehitlerini aşûre gülbangiyle zikrederdi. Tophane’deki Kâdirî Âsitanesi’nde ise hususi merasimler eşliğinde yılda iki defa aşûre pişirilerek dervişlere ve halka dağıtılırdı. Kâdirî Âsitanesi’nde 10 Muharremlerde Kerbelâ hadisesinin yıl dönümü vesilesiyle; Safer aylarında da İmâm Zeynelabidin’in (ra) Kerbelâ’dan salimen kurtularak Efendimizin (sav) neslinin devam ediyor olması vesilesiyle aşûre kazanları kaynatılırdı.
Aşûre kazanına konulmakta olan su, şeker, yağ, buğday, pirinç, pirinç unu, çekirdeksiz üzüm, bir miktar tuz, fasulye, nohut, süt ve arotottan oluşmakta olan on iki çeşit malzeme, esma-i hüsnâya ve 12 imama nisbet edilirdi. Malzemeler kazanlara Fatihalar okunmak suretiyle konulurdu.
Kâdirî Âsitanesi’nde aşûre pişirme belli âdetlere tabiydi. Kazana konulacak her bir malzeme için okunması gereken sûre ve esmâlar vardı. İki derviş, mablak denilen özel tahta kepçelerle kazandaki malzemeleri karıştırmaya başlayınca önce ortadan kendilerine doğru bir “elif” oluştururlar, ardından kazanın orta yerine Allah lafzını çizerlerdi. Dualarla pişirilen aşûrenin üzerine 12 parça kaymak, nar taneleri, kuru üzüm, kuş üzümü, fıstık, Şam fıstığı, badem ve rendelenmiş Hindistan cevizi konurdu.
Nazenin Bektaşi tekkelerinde aşûre kazanları karıştırılırken sağdan sola; soldan sağa çifte vav harfi yazılırdı. Böylelikle aşûre pişirilirken de dervişler Allah’ı zikrederdi. Çifte vav, ebced hesabıyla değeri 66 olan Allah ismine tevafuk etmekteydi.
İstanbul tekkelerinde bir yandan aşûre pişirilirken diğer yandan Muharrem ayı boyunca mersiyeler okunurdu. İstanbul’daki ilk aşûre Kucamustafapaşa’ki Sümbül Efendi Tekkesi’nde pişirildikten sonra sıra ile diğer tekkelerde aşûre pişirilmeye başlanırdı. Karagümrük’teki Cerrahi Âsitanesi’ne aşûre pişirme sırası 10 Safer gününde gelirdi.
Aşûre günlerinde imarethaneler hummalı çalışmalara sahne olur, Hamidiye, Lâleli, Üsküdar’ın Yeni Cami ve Valide Camii imarethanelerinde aşûre kazanları kaynatılırdı. Aşûreler zengin fakir ayırımı yapılmaksızın herkese kova ve güğümlerle takdim edilirdi.
Saray mutfaklarında da aşûre pişirilir, kazan ve destilerle konulan aşûreler Talimhane’de askerlere; Hamidiye Camii’nin avlusunda halka dağıtılırdı. İstanbul’da saray ahalisinin ve halkın aşûre dağıtmak için Avrupa’dan geniş ağızlı porselen tepsiler getirdiği bilinmektedir.
İstanbul’da bir zamanlar aşûre gününden başlamak suretiyle on gün boyunca, Kerbelâ ağıtlarını okuyarak sokakları, caddeleri, evleri, işyerlerini dolaşıp erzak toplayan ve kendilerine goygoycular denilen âmâ şahıslardan müteşekkil bir grup vardı. Sayıları 12 imamdan mülhem, Şehzadebaşı’ndaki Tabhane binasında ikamet etmekte olan goygoycular topladıkları erzaklar ile aşûre pişirdikten sonra ihtiyaç sahiplerine dağıtırlardı.
Osmanlı saray mutfaklarında da aşûre pişirilerek saray ahalisine, askerlere ve halka dağıtılırdı. Ahi teşkilatları da aşûre pişirerek halka ve esnafa ikram ederdi.
Evlerde de aşûre pişirilir, eşe, dosta, akrabaya, konu komşuya dağıtılır, aşûre kapları yıkanmadan iade edilirdi. Hanelerde aşûre pişirilirken kazanın etrafına oturulur, Yâ-Sîn ve Mülk sûreleri okunur, hâsıl olan sevap ölmüşlerin ruhuna hediye edilirdi. Kazanın üzerine kapatılan tepsi kaldırıldıktan sonra üzerinde biriken buhar suları teberrüken gözlere sürülür, aşûrenin ilk kâsesi biiznillah bereket getirmesi düşüncesiyle evde tüketilirdi.
İstifade Edilen Kaynaklar
Prof. Dr. Necdet Tosun, Derviş Keşkülü: Tasavvuf ve Dergâh Kültürü, Erkam Yayınları, İstanbul, 2016, s. 84–86.
Sadri Sema, Eski İstanbul Hatıraları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2002, s. 311–312.
Münif Fehim – Ercüment Ekrem Tâlû, Dünden Hatıralar, 7 Gün Neşriyat, İstanbul, s. 45.
Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Kitabevi, Ankara, 2001, s. 72–73, 310.
Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, haz. Prof. Dr. Kâzım Arısan – Duygu Arısan Günay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1995, s. 246–247.
Musahipzâde Celâl, Eski İstanbul Yaşayışı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1992, s. 123–125.
Nigâr Ayyıldız, II. Abdülhamid Dönemi Saray Merasimleri, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2008, s. 164–166.
Doç. Dr. Zeynel Özlü, “Osmanlı Döneminde Tekkelere Bir Bakış: Aşure Geleneği”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, sy. 57, 2011, s. 192–212.
İbrahim Ethem Gören’in Ahmet Süleyman Karakaya Baba ile 27 Eylül 2018 tarihinde Kocamustafapaşa’da gerçekleştirdiği mülakat notları.
İbrahim Ethem Gören-11 Temmuz 2026
Yazı No: 727

YORUMLAR