Kadıköy’de akşamın özeti aslında çok tanıdık bir hikâyeye yaslanıyor: Baskı var, top var, istek var… Gol ise yok. Ya da geldiğinde artık çok geç.
Fenerbahçe maçı adeta tek kaleye çevirdi. Yüzde 71 topa sahip olma oranı, 36 kez rakip ceza sahasında topla buluşma, ikinci yarıda artan tempo… Kâğıt üzerinde şampiyonluk yarışındaki bir takımın iştahı. Tribünlerin beklentisi de bu tabloya paralel olarak yükseldi. Her atakta “şimdi” duygusu, her ortada “olacak” inancı vardı.
Ve o an geldi. Asensio’nun golüyle birlikte statta sadece bir skor değişmedi; psikoloji değişti. Şampiyonluk inancı, bir anda küllerinden doğmuş gibiydi. Fakat futbol acımasızdır. Beş dakika sonra gelen Kasımpaşa golü, sadece skoru değil, o ruh halini de yerle bir etti.
Şimdi tartışmalar başlayacak. Teknik direktörün tercihleri, santrforsuz oyun ısrarı, kenardan gelen hamlelerin zamanlaması… Oklar hocaya dönecek, bu kaçınılmaz. Ama 90+14’e kadar uzayan bir maçta galibiyeti koruyamamak yalnızca bir taktik meselesi midir? Yoksa mental bir kırılganlığın yansıması mı?
Fenerbahçe için sezon sanki yeniden başlıyor. İki puan geriden, moral olarak sarsılmış bir halde. Ancak şampiyonluk yarışları bazen tam da böyle gecelerde şekillenir. Sorun şu: Bu kırılma, bir uyanışın başlangıcı mı olacak, yoksa içten içe büyüyen bir sorgunun habercisi mi?
Cevabı, önümüzdeki haftalar verecek. Ama şu kesin: Kadıköy artık sadece galibiyet değil, ikna da istiyor.

YORUMLAR