Değerli dostlar, bugün sizlere bir öğretmen arkadaşımın yüreğinden dökülenleri aktarmak istiyorum. Onunla yaptığımız bir sohbette, 4. sınıfındaki 20 öğrencisiyle ilgili paylaştığı gözlemler beni derinden etkiledi. Bu gözlemler, eğitimin karmaşıklığını ve öğretmenliğin ne kadar incelikli bir iş olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
“20 öğrencim var,” diye başladı arkadaşım. “12’si kız, 8’i erkek. Bunların 7-8 tanesi dersleri olağanüstü takip ediyor; ödevleri neredeyse sanat eseri gibi, sınav notları da hep 95’in üzerinde. Bir diğer 7-8 öğrenci ise aile desteğiyle ve benim sık sık yaptığım hatırlatmalarla belli bir seviyeye geliyor. Sorumluluk duyguları gelişiyor, çabalıyorlar.”
Ama sesinin tonu bir anda değişti.
“3-4 öğrencim var ki… Ne yaparsam yapayım, bir türlü ilerleyemiyoruz. Dersi dinlemiyorlar, dikkati toplayamıyorlar, ödev yapmıyorlar. Sürekli başka şeylerle meşguller. Aileyle görüştüğümde de iç açıcı bir tabloyla karşılaşmıyorum. Başarıları gerçekten çok düşük…”
Bu sözlerin ardından hepimizin zihninde beliren o tanıdık soru geldi: Aynı sınıfta, aynı imkanlarla eğitim gören çocuklar neden bu kadar farklı sonuçlar ortaya koyuyor?
Cevabı elbette basit değil. Çünkü öğrenme, sadece sınıfta anlatılan konulardan ibaret değil. Her çocuk, kendi mizacı, öğrenme tarzı, dikkat kapasitesi ve motivasyon düzeyiyle çok özel bir dünyadır. Bir çocuğun evde gördüğü ilgi, aldığı sorumluluk, maruz kaldığı kültürel ortam, sosyoekonomik koşullar ve ailesinin eğitim tutumu; tüm bu sürecin belirleyicisi olabiliyor.
Eşitlik mi, Adalet mi?
Biz öğretmenler genellikle her çocuğa “eşit” davranmaya çalışırız. Aynı konuyu anlatır, aynı ödevi verir, aynı sınavı uygularız. Bu bize adil geldiği için değil, sistemin bunu zorunlu kıldığı için de böyledir. Ama gerçekte eşitlik, çoğu zaman adaletsizliğe dönüşebilir. Çünkü her çocuk aynı yerden başlamaz, aynı hızla yürümez, aynı yolda bile değildir.
İşte bu noktada, “adalet” kavramı ön plana çıkar. Adalet, herkesin ihtiyacına uygun desteklenmesidir. Kimi öğrenciye sadece rehberlik yeterken, kimi için birebir ilgi, ek materyaller, duygusal destek ya da aileyle yakın iş birliği gerekir.
Arkadaşım da bu bilinçle sınıfında farklılaştırılmış öğretim yapmaya çalışıyor. Bazı öğrencilerle bire bir ilgileniyor, eksiklerini kapatmaları için ek kaynaklar hazırlıyor. Ancak buna rağmen istediği gelişimi gösteremeyen çocuklar olduğunda, üzülüyor. Çünkü öğrenmenin temelinde güven ve bağ kurmak yatar; zorladıkça o bağı yitirme ihtimali onu tedirgin ediyor.
Peki Ne Yapılabilir?
Bu sorunun kolay bir cevabı yok. Ancak eğitim araştırmalarının da desteklediği bazı öneriler, öğretmenlerin elini güçlendirebilir:
⦁ Öğrenciyi Tanımak: Her öğrencinin nasıl öğrendiğini, nelerle ilgilendiğini, hangi noktalarda zorlandığını bilmek öğrenmenin anahtarıdır.
⦁ Farklılaştırılmış Öğretim: Aynı konuyu farklı seviyelerde, farklı yöntemlerle sunmak hem başarıyı hem motivasyonu artırır.
⦁ Aileyi Sürece Katmak: Ebeveynlere rehberlik ederek evde çocuklarına nasıl destek olacaklarını göstermek, uzun vadede büyük fark oluşturur.
⦁ Rehberlik Desteği: Duygusal, davranışsal ya da dikkat açısından zorluk yaşayan çocuklar için uzman desteği sağlamak önemlidir.
⦁ Pozitif Ayrımcılık: Dezavantajlı öğrenciler için ek fırsatlar, özel programlar geliştirmek gereklidir.
Bunlar belki bir çocuğun hayatını büsbütün değiştirmez ama ona dokunur, yolunu aydınlatır. Çünkü öğretmenlik, yalnızca anlatmak değil; görmek, anlamak ve eşlik etmektir.
Ve bazen…
“her öğrenci bir şiirdir
mısra mısra gönül defterimde.
kimi aruz gibi ahenkli,
kimi hece vezni gibi düzenli,
kimi de sere serpe
bir çınar gibi…
dal budak olmuş
gönül sayfamda…”
Ve yine bazen…
“bir dağı devirmek gibi
bir madeni eritmek gibi zordur,
kimilerinin gönül kapısını açmak…
kimileri de bir gülümsemeyle eriyiverir elinizde
sonuna kadar açar kapılarını.
ve onları
bir bir bestelersiniz artık
en güzel nağmenizle…”
***
Çünkü öğretmenlik, sadece ders anlatmak değil, her çocuğun içinde saklı besteyi duyacak bir yürekle yürümektir.

YORUMLAR