Aşk, gönüllerimizin müstesna mahfillerinde ümitle büyütmeye çalıştığımız manevi bir iksir; her devirde tazeliğini muhafaza ederek nesiller sonrasına sarkaçlanan eserlerin yegâne eksenidir. Zira bilinir ki, aşk olmayınca meşk olmaz. İnsan, her fırsatta o ilahi aşkı aramalı, bulmalı ve bir şairin dediği gibi bu uğurda yıllarını harcamayı en güzel gaye saymalıdır.

Hattatın sülüs kalemiyle kâğıdın müşfik yüzüne nakşettiği “Ah min’el-aşkı ve hâlâtihî…” feryadı, sanatla aşk arasındaki o sarsılmaz bağı ayan eder. Bu iki mefhum, birbirinin mütemmim cüzü hükmündedir. İlahi hakikatlere ulaştıran o hakiki aşk olmayınca, sanatkârın elinden çıkan eser yavan kalmaya mahkûmdur. Aşkın ızdırabı gönlü bir baştan bir başa kuşatmadıkça, mâşukun dilinden sadra şifa kelâm tanecikleri dökülemez. Şairi, “İlim bir kıyl ü kâl imiş ancak” hükmüne götüren de yine bu ateş-i aşktır.
Aşk olmayınca; münzevi bir neyzenin nefesi bağrı delik bir kamışta dile gelemez, bir çırağın kalbine billur aşk huzmeleri düşmedikçe ustasına bende olamaz. Sızıları aşk mahreçli değilse ne bir şairin mısraları gergef gibi uzayıp gidebilir ne de bir muharrir fikir çilesinden süzdüğü en verimli yazılarını kâğıda dökebilir. Gönlünün derinliklerinde o ateşi hissetmeyen bir genç kızın iğnesinden en girift desenler çıkamaz.

Eğer kelâm-ı ilahiye âşık değilse, hattatın kamış kaleminden o lûhûtî harfler süzülmez; o aşk olmadan girift istifler bin bir meşakkatle aharlanmış kâğıtlara kondurulamaz. Ebrucu, aşktan nasibi yoksa iğne ile suyu kazıyarak en güzel battal ebruları hazırlayamaz. Lisânını aşk fidesinde filizlendirmeyen duagû, en hisli kasideleri okuyamaz. Gönül evini aşk harab etmemişse kalemkârın elinde ağaç, dolunay parlaklığına bürünemez. Müzehhibenin parmakları arasındaki incecik fırçadan hatailer, rumiler beliremez; elleriyle kalbi arasında aşkla örülmüş bir irtibat yoksa mücellit en güzel Mushaf muhafazalarını hazır edemez. Tesbih ustası, gönlü ağaç yapraklarına uzanmıyorsa en güzel habbeleri gövdeden çekip çıkaramaz.

Şayet Fuzûlî o aşk ateşine kapılmasaydı, Mecnun’dan füzûn olan âşıklık istidadını bugüne sesleyebilir miydi?
Günümüzde insanımız ebedî aşktan, sanattan ve estetik sevdalardan uzaklaşıp günübirlik kısır çekişmelere savrulurken; cemiyetimizin ve sanat coğrafyamızın erozyona uğramış ikliminde kalplerini hakiki aşka bağlamış gönül dostlarına ve sanatkârlarına binler selâm olsun!
İbrahim Ethem Gören-30 Nisan 2026
Yazı No: 717
Ta’lik-Celî Ta’lik Meşkler: Hattat Tahsin Kurt
GÖREN Koleksiyonu

Hocamın karalaması bille çok güzel