Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Emel Çakır
Emel Çakır

Ağzından çıkanı kulağın duysun

“İnsan şerri de hayrı istediği gibi ister.”  (İsra 11. Ayet) demişti Allahu teala kitabında.  İnsan neden bile bile şerri ister ki?  Peki yalnızca bizim istememizle mi hayır ve şer peyda etmiş olur?

İnsanın yaratılış serüvenine baktığımızda Allah’ın adem’i yarattıktan hemen sonra ona isimler öğretmesi (bakara 31)  ve ondan sonra meleklere Hz adem’e secdeyi buyurması nitekim bunların hepsi muteber bir alakanın insicamıdır. Hz adem’i meleklerden üstün kılan kendisine öğretilen isimler yani kavramlara hakimiyetin insana yüklediği irade bilinciyle seçim hakkının bulunmasıdır. Çünkü  isimleri bilme ilmine sahip olmak bir anlamda o şeyin mevcudiyetinde söz sahibi olmak demektir. Burayı yanlış anlamayalım mutlak yaratıcı yalnızca Allah’tır fakat varlığın bizim dünyamıza ve zihnimize zuhuru onu tanımlayacak sözcükle mümkün olur. Farz-ı misal yeni keşfedilen bir böcek olsun onu keşfeden kişi ona “gergedan böceği” diye isim koyduğunda onu diğer böcek türlerinden ayırarak ona ayrı bir varlık kazandırmış olacaktır. Ve bundan sonra herkesin zihnindeki gergedan böceği tasavvuruna o böceğe o ismi koyan kişi karar vermiş olur.

O zaman bu demektir ki kullandığımız sözcüklerle hayır yahut şerrin tecellisine ayinedarlık etmiş oluruz. Allah’ın ısrarla dua etmemizi istiyor oluşundaki bir sır da budur. Bizler istediğimiz şeyi ne kadar dile getiriyorsak onun gerçekleşme ihtimalini de o derece arttırmış oluruz. Bununla ilgili Mevlana der ki; “Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın. İnsanın kaderine müdahalesi buradadır.

İbni Arabi de bu konuyla ilgili “Her alem ilahi bir ismin zuhurudur” der. Alem insanın dışında değildir. İnsan alemin özü her şeyin özeti, hülâsasıdır. Mikrokozmoz-Makrokozmos ilişkisinin bir gereğidir bu. İnsanoğlu evrenin küçük bir kopyası ama aynı zamanda evrenin anlamıdır. Modern psikolojide buna karşılık gelen görüş Karl Jung’un kolektif bilinç dışı ve David Bohm’un Holistik Evren modelinde karşımıza çıkıyor. Jung’a göre her biri kolektif bir bilinç havuzuna bağlıdır;  rüyalar semboller mitolojik desenler hep bu havuzdan geliyor. İbn-i Arabi’ye göre bu havuzun karşılığı alem-i misal yani imgeler alemidir. Ve bu aynı zamanda paralel evrenlere açıdan bilinç kapılarından biridir.

Buradaki paralel evrenler kozmolojik paralel evrenler değillerdir. Yani büyük patlama anında veya öncesinde yaratılmış olabilecek ve hatta şu anda bile yaratılmaya devam eden ( ki buna en manidar delil olan Rahman suresi 29. ayet olan “O her an yaratma halindedir” ayeti) diğer fiziksel evrenlerden söz etmiyoruz. Buradaki çok daha quantum ölçekte bir evren algısıdır.

Paralel Evren teorisinde yapılan Young’un çift yarık deneyinde bir çift yarık olduğu tahtayı önde arkasında da normal dümdüz tahta koyduğumuzu düşünelim. O yarıklardan elektron parçacıkları gönderecek olursak yarığın arkasındaki tahtada tek bir çizgi görmemiz gerektiğini düşünürüz fakat elektronu gözlemlediğimizde elektronların tam yarıktan geçmeden önce adeta ikiye ayrılıp sonra kendisi ile girişim yapıyor ve bu sayede elektronların da aslında bir girişim deseni oluşturduğunu gözlemleriz.

Quantum parçacıklarda dalga parçacık ikililiği denen bir olay var. Bir elektronu küçük bir bilye gibi düşünürsek (ki bu benzetin doğru değildir. Elektronlar gerçek anlamıyla bir bilye gibi değil hem bilye hem dalga(parçacık)  gibidirler.

Yarıktan geçen elektron tespit edildiğinde bilye gibi davranıyor. Hangi yarıktan geçtiğine bakmadığımızda da dalga (parçacık) gibi davranıyor. Yani elektronu gözlüyor olmak herhangi bir ölçüm yapmak  elektrorunun davranışını etkiliyor. Yani elektronun her bir davranışı bir bilincin devreye girmesiyle farklı sonuçlar (evrenler) doğuruyor.

Modern bilimin sorduğu “bu evrenlerin fiziksel karşılığı nedir?” Sorusunu da İbn-i Arabi hazretleri “bu alemler hangi bilinç düzeyinin yansımalarıdır?” Sorusuyla karşılar çünkü ona göre çokluk hakikatin değil idrakin bir yan ürünüdür. Yani farklı alemler (evrenler) farklı yaratılmışlık düzeyleri değil farklı görme biçimleridir. Bugün paralel evren modellerinden “çoklu dünyalar yorumu” na göre her karar bir kuantum etkileşim farklı bir evrende alternatif bir sonucu meydana getirir. İbni Arabi ise der ki; her şey mümkündür çünkü Allah’ın kudreti sonsuzdur ve her mümkün varlık bir vücut istemektedir yani o sadece bir alemi değil her ihtimali her arzuyu, her duayı bir tecelli alanına dönüştürür.

Mümkün varlığı zorunlu varlık haline getiren ağzımızdan çıkan sözcüklerdir. Efendimizin(sav) ” Ya hayır konuş ya da sus” demesindeki hikmet istemeden de olsa şerre de kapı açtığımız gerçeğidir. O yüzden hakim olduğumuz ve içini bizim doldurduğumuz her bir sözcük bizim egemenlik alanımızın ta kendisidir.

Vesselam

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR