“Tarih milletlerin yurdudur” diyen iktisat gurusu Mustafa Özel haklı. Kelâmın başına bir hüküm cümlesi bırakalım: Milletlerin yurdu olan tarih, kitapların hoş kokulu satır aralıklarına sinmiş, kütüphane raflarında sararmış yaprakların arasında saklanan mazi umdesi değil; bilâkis coğrafyanın ruhuyla birleştiğinde dünden bugüne seslenen ve dahi geleceği şekillendiren canlı bir şuur aynasıdır! İş bu aynanın ihtişamlı akislerinden birine, 7-8 Temmuz tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi vesilesiyle bir kez daha şahitlik ettik.

Zirve kapsamında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne dünyanın dört bir tarafından gelen devlet başkanlarının karşılanma merasimi, alelâde diplomatik protokolün çok ötesinde, Anadolu irfanının, devlet-i ebed müddet geleneğinin lâhûtî âvâzını işittirdi. Ankara’da devletin zirvesinde, milletin sarayında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir edilen devlet başkanları, tarihin bağrından süzülüp gelen Yeniçeriler ve asırlardır sadâsı yeryüzünü titreten Mehter Takımı eşliğinde karşılandı.
Yeniçeriler, geleneksel askerî kıyafetleri ve asil duruşlarıyla muhataplarını Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihini’ne götürdü! Tarihin en eski askerî bandosu Mehter Takımı’nın heybetli duruşu, mücerret anlamda görsel şölen sunmakla kalmadı; aynı zamanda Türkiye’nin diplomatik gücünün arkasındaki asırlık tarihî müktesebâtı ve cihanşümûl devlet mirasını önüne serdi. Külliye’nin avlusunda yankılanan mehterin ritmik nameleri, modern dünyanın liderlerine kökleri derine uzanan bir medeniyetin sarsılmaz duruşunu hatırlattı!
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde arz-ı endam eden tarihî şuura yaslanan estetik nizam, devletimizin büyüklüğünü, misafirperverliğini ve cedlerine müteveccih sarsılmaz bağlılığını bir kez daha en gür sadâ ile dünyaya ilan etti.
Tamamıyla orijinal ve millî bir mûsikî olan mehter, asırlar boyunca canlı ve hareketli nağmeleriyle askerlerin mâneviyatını zirveye taşımış, Osmanlı ordusunun kazandığı zaferlerin de en büyük manevi itici gücü olmuştur.
Kökleri maziye uzanan bu muazzam mûsikî mirası; günümüzde de mehter marşı, ceng-i harbî, seymen, cirit ve koşu havaları gibi adlarla halkın sinesinde yaşamaya, millî gururu okşayıp ihtiyaç duyulan her anda vatanseverlik duygularını coşkuyla dalgalandırmaya devam ediyor.

(Yazarımız İbrahim Ethem Gören, Cumhurbaşkanımızın 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen göreve başlama töreninde Yeniçeri’lerle birlikte)
NATO Zirvesi vesilesiyle tekrar gündeme gelen Mehter bölüğüne ve musikisine İstanbul’un 100 Âdeti kitabı için kaleme aldığımız satırlarla müşfikâne nazar edelim.
Selçuklu sultanının Osman Gazi’ye hâkimiyeti simgeleyen tabıl, tuğ ve alem göndermesiyle oluşmaya başlayan mehter müziği geleneği Osmanlı Sarayı’nda gelişmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Pek çok Avrupalı müzisyene ilham kaynağı olan Mehteran Bölüğü, Topkapı Sarayı’nda; Babüsselâm’da ikindi namazlarının sonrasında nevbet vururdu.
Mehter bölüğünün kendine özgü kıyafetleri, donanımları, marşları ve yürüyüşü vardı. Buna göre mehter takımı ve yeniçeri askerleri sağ ayakla üç adım atar, dördüncüde durur, yürürken de “Kerîm Allah”, “Rahîm Allah” temposunu tutardı.
Asıl görevi muharebe meydanlarında saltanat sancaklarının gölgesi altında nevbet vurup askerlerimize moral vermek ve cenk gecelerinde mütemadiyen nevbet vurup “Yekdir Allah” nidalarıyla askerlerimizin uyanık kalmasını temin etmek olan askerî mehter takımının dışında İstanbul’da esnaf gruplarının kendi aralarında kurdukları mehter bölükleri de vardı. Esnaf mehter bölükleri sefer anında saray mehter takımı ile birlikte görev yapardı. Bir kat mehter takımı, davul, zurna, nekkâre, boru ve zilden oluşur, padişahın mehteri 12 takımdan meydana gelirdi.
Mehterbaşının yönettiği mehter takımı daire/yarım ay şeklinde dizilirdi. Mehter çalmaya başlamazdan önce nekkazenler bağdaş kurup yere oturur, diğer mehteran ayakta durur, içoğlan başçavuşu daireden çıkıp ortaya gelerek “Vakt-i sürûr-u safâ mehter başı hey hey” diye seslenir, böylelikle bölüğünün önüne geçen mehterbaşı “Merhaba ey mehterân” diyerek sağ elini göğsüne koyarak mehteri selâmlar, mehter bölüğü hep birden sağ ellerini göğüslerinin üzerine koyarak “Merhaba, mehterbaşı ağa” dedikten sonra mehterbaşının “Hasduuur” komutuyla işaret ettiği marşlar çalınırdı. Nevbet bittikten sonra mehter gülbangı okunurdu.
İstanbul’un fethi esnasında Bizans surlarının yakınlarında ve Okmeydanı’nda konuşlanan mehter bölüğü davul, zurna ve zilleriyle cenk havası çalarak düşmana korku, askerlerimize cesaret vermiştir.

Uzun yıllar Topkapı Sarayı’nda hizmet eden ve hânendeleri Enderun mektebinde yetişen, mensuplarının sayısı yüzlerle ifade edilen mehter takımının merkezi, Sultan I. Ahmed döneminde Topkapı Sarayı’ndan alınarak Atmeydanı’ndaki Damat İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmıştı.
Hâssa Mehterleri ya da Mehter-i Hâkânî denilmekte olan padişahın mehter takımı, Fatih Sultan Mehmet Han döneminde Topkapı Sarayı’nda Cuma geceleri hariç her gece yatsı namazından sonra üç defa nevbet vururdu.
Cülûs törenlerinde, kılıç alaylarında görev alan mehter bölüğü Cuma ve Bayram namazlarından sonra da âdet olduğu üzere nevbet vurur, cepheden gelen mutlu haberler, mehter âvâzıyla İstanbullulara duyurulurken saraydaki düğün merâsimlerinde, şehzadelerin doğumunda, sadrazamların, vezirlerin göreve gelmesinde ve elçi kabulünde sarayda mehter nameleri işitilirdi.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde mehterhaneye kösler ilave edilmiş, Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran seferinde mehter bölüğüne düşman saflarındaki filleri korkutmak için at ve deve sırtında kös çaldırmıştır.
Padişahın mehter takımının dışında vezir-i azamın, kubbe vezirlerinin, reisülküttabın, defterdarın, sancakbeylerinin ve beylerbeyinin de mehterleri olurken, kös, sadece padişahın mehter bölüğünde yer alırdı.
Beş asır boyunca ordunun, şehrin, toplumun musiki ihtiyacını karşılayan mehterhaneyi II. Mahmud Han, Yeniçerilik Teşkilatı ile birlikte kaldırırken yerine Askerî Bandoyu tesis etmiş Cumhuriyet döneminde Mehterhane geleneği ihyâ edilerek gönüller mehter ile coşmaya başlamıştır.
İbrahim Ethem Gören-9 Temmuz 2026
Yazı No: 726

YORUMLAR