Dostluk ve arkadaşlığınızı tahakküm, kuşatma, minnet ve mihnet çizgisine oturtmayınız. Birbirinize köle ve kul olmadan dost kalmanın yolu budur. Bu, dost veya arkadaşınıza saygı göstermek, ona yük olmamak demektir; onu baskılamamak… Sağlıklı iletişim ve ilişki için gerekli olan bir tutumdur bu.
Ezmemek ve kendinizi ezdirmemek… “Kendiniz” kim? Nefsiniz mi iradeniz mi? Ezilmemesi gereken, elbette gece yatağa girerken bir yorgan gibi sarılıp sarmalandığınız iradeniz ve yastık diye başınızı koyduğunuz ahlâk ölçüleri…
Dostluğun ve arkadaşlığın sorumluluğunu tek taraflı yüklenmemenin hafifliğini ve samimiyetini karşılıklı yaşama tecrübesi yaşatacaktır size… Her işte olduğu gibi ilişkide de muvazeneniz bu olmalı.
Baskılamadan sürüyorsa ilişkiniz; bu gerçek dostluktur, birbirine yük olmadan fıtratların imtizaç etmesidir. Aksi halde tekrarlanan ihsanın/lütfun kölesi derekesindedir ilişki… Böylesi dostluklar umumiyetle sunîdir, hasbî değil hesabîdir. İhsanın kölesi olan bir dostluktur o!
İşin başka boyutu da şudur ki; zayıf ve duygusal karakterler dostluğun tüm özne halini size yükleyerek sorumluluktan kaçabilir, size teslim olabilir. Bu durumda siz bu dostluktan erken yorulursunuz, hırpalanırsınız, her olumsuz durumda siz suçlanırsınız.
Dostlukta denklik mühimdir… İrade gücü, nezaket, diğergamlık…
Yakın çevrenizdeki herkesle dost olmak zorunda değilsiniz. Kimi arkadaş kimi tanış kimi kurumsal paydaş olarak kalmalı dünyanızda… Hepsinin hayatımızda yeri başka… Dost bambaşka…
En doğrusu herkesin “kendisi” kalarak devam edebildiği dostluktur. Şeklen aynîleşerek devam eden dostluklarda derin fay hatları oluşur, kendi kalarak devam eden dostluklar daha uzun ömürlü olur. Bu nedenle insanları baskılamayıp sizi terk etmelerine fırsat vermelisiniz. Terk etmezse en ideal dostluğu yaşıyorsunuz demektir.
“Beklenti krizi/nöbeti” geçirmemenin, sükût-u hayâl yaşamamanın ilâcı, reçetesi bu muvâzenedir.
Bu ilişkiyi kurma ve sürdürmede evvelâ kendi başına ayakta kalabilme gücüne ve kabiliyetine sahip olmanız gerekir ki bağımlı ilişkiye ve kuşatılmışlığa kendinizi bırakmayasınız.
Terk etmek ve terk edilmek çoğu kez şifadır.
Evvelâ fark etmek… Yıkıcı ve yağmacı sevgilerin ve dostlukların kuşatmasını fark etmek… Bizi kuşatan bayağı ilişkileri işte bu markaj ve kuşatmadan dolayı düşünmeye bile vakit bulmadan yürüten öznelerden biri de aslında kendimiz olduğunu fark etmek… Kuşatan kadar kuşatılanın zaafıdır bu. Taklidi tefrişatla, ritüelle, basit fikir ve menfaat ortaklıklarıyla duygu planında şuursuz sürdürüleni fark edip mecazın örtüsünü çekip alacak iradeyi gösterecek hakiki bir fark ediş…
Kendimizi ve dört yanımızı kuşatan “mış gibi” hayattan ve içerisi güneşin alnında vefasızlık ıslaklığıyla örülü kumdan inşa edilmiş vefa kalesinden çıkmak ve göç etmek. Terk etmek, göç etmek kendimizden ve fark edemediğimiz normallerimizden…
İnsanlar bilmek istemiyorlar hakikati. Bilmekten korkuyor ve kaçıyorlar! Çünkü bilinç, öldürür alışkanlıkları! Maalesef hatır, hakikati öteler…
Esasında dostluk hakikat üzere inşa edilen hatırdır.
Göç sadece bir mekândan mı çıkış yaptırır insana? Hayır! Göç tüm anılarına rağmen hamallığı yapılan dostluklardan, yalanla inşa edilmiş şahsiyetlerden de çıkış yapmaktır ve gerek nezaketi gerek edilgen yapısı gerek merhameti ve gerekse pişmanlık silsilesiyle önceki yaşanmışlıkların kuşatmasından çıkacak iradeden uzak kendimizi… Kendimizden göç…
Dost dediğimiz kişi bize kabir midir, gök yüzü mü?
Sınamak ve sınanmak kötüdür, bazen yüz kızartıcıdır biliyorum. Buna rağmen, kendinizi geri çekerek insanlara sizi terk etme fırsatı veriniz. Terk edilirseniz doğru yoldasınızdır.
Terk edememenin gaflet olabileceği aklınızdan çıkmamalı.

Tebrik ederim
Çok isabetli tespitleriniz var. Görüşlerinize aynen katılıyorum. Selamlar