Çünkü insanın esfel-i safilin ile ahsen-i takvim arasındaki çekişmesinin başlangıç noktasıdır şehadet. Kişinin nerede duracağını ve nereye varacağına dair gösterdiği beyannamedir.
Bizim Allah’ı anarken “subhanallah (Allah’ı tüm noksan sıfatlardan münezzeh kılma)” deyişimizdeki idrak derecesi kendi noksanlığımızı kabul etme kertesine paraleldir. Çünkü yaratanın yarattıklarına benzememesi kaidesince mahluk olanın (halk edilenin) natamam olması halik olanın (Halk edenin) kusursuzluğunu istilzam eder. İnsana ruhundan üfleyen Allah’ın (Kur’an 15/29- 32/9) yarattıklarındaki mükemmele olan temayül ve bunun sonucunda kendisine biçilen ömür müddetince mücahede gayreti insanın yaratıcısına varma insiyakının neticesidir.
Bu netice itibarıyla insanoğlunun gözünü diktiği kemalat mertebesinin birtakım gidişatları vardır. Tasavvufta adı seyir-i sülük yani manevi yolculuk olarak adlandırılan bu tekemmüliyatın merhalelerini aşmak istikrarlı bir terbiyenin mahsulü olsa gerektir. Hacı Bektaşi Veli’nin “Makalat” eserinde teferruatıyla değindiği Bektaşi inancında insanın kamil dereceye ermeyi arzu eden tarikat mensubunun geçeceği maddi manevi aşamalar anlatılır. Hacı Bektaş Veli bu eserde tarikatının öğretisini bu şekilde düzenlemiştir. insanı hakikate perverde kılan makamlardır. Bu makamlar Şeriat tarikat- marifet ve hakikattir. Bunların her biri 10’ar bölümden oluşmaktadır. Toplamı 40 makamdır. Ahmet Yesevi de tarikatının erkanını kırk makam esasına göre tanzim etmiş ilk Türk sufisidir. 4 kapı aynı zamanda evrenin yaratılışındaki 4 unsur olan ateş, hava, su toprak ile de simgelenmiştir.
Buna binen Hz Muhammed’in (sav) sözü şeriat, fiili tarikat, hali marifet ve sırrı da hakikattir. Bektaşilere göre 4 kapının yorumu bu şekildedir.
10’ar makamdan oluşan 4 kapıdan ilki olan şeriat kapısının ilk öğretileri iman etmek, ilim, ibadet haramdan uzaklaşmak emr-i bil maruf nehy-i anil münker ve benzeri gibi umumun bütününe emredilmiş nasslardan tanzim edilmiş iken tarikat makamında insanın yavaş yavaş özünü keşfetmesi, kendini tanıma yolunda “nefsini bilen Rabbini bilir” kavlince insanın tövbe istiğfar, mürşidin öğütlerine uymak, ibret almak ve özünü fakir görmek gibi makamlarda nefsinin fısıltısına karşı uyanıklığı söz konusudur. Üçüncü kapı olan marifet kapısı manevi necasetten arımanın remzidir. Marifet kapısında olanlar suyun fıtratı ile mümessil olup hem temizdir hem de temizleyicidir. Şu kadar ki şeriat sözüne göre; elbiseye ve vücuda pislik değse su ile yıkanınca hem elbise hem vücut temiz olur. Arifler katında ise ne elbisesi ne vücudu temizdir. Zira yıkayıcı temiz olmayınca yıkadığı nasıl temiz olabilir? İnsanın pis olmasının sebebi “İçinde şeytan fiili bulundurmasıdır” diyen Hacı Bektaş Veli Makalatında şu örneği verir: bir kaba içki koy ağzını sıkıca kapat ve denizin içine bırak o kabın dış kısmını günde 10 kez yıkasan kabın içindeki yine içkidir pistir. Yine bir suya bir damla içki damlasa o kuyunun suyunu bir defa çıkarıp yere dökseler o suyun döküldüğü yerde ot bitse ve o otu koyun yese takva ehlinin sözüne göre o kuyunun eti haramdır. Bunun haram olmasının sebebi içinde şeytan fiili bulundurmasıdır. Marifet kapısı da insanın kendini bildiği, haddini bildiği, şeytanın vasıflarından arındığı “Din güzel ahlaktır” düsturunca sabrı, utanmayı, cömertliği şiar edindiği makamdır.
Dördüncü makamın harcı Hz peygamberin (sav) buyurduğu üzere “Her şey aslına döner” sırrınca insanın hakikate, hakka vasıl olmasında mayalanışının merciidir. İnsanın nefsini bildiği dolayısıyla Rabbini bildiği makamdır ki yine Allah’ı bulmak kendini O’nda kaybetmek bütün halleri bir araya gelip O’nunla bir olmaktır. Hallacı Mansur’un “enel hak” sırrını ermişliğinin kaşifliğidir. Hakikat makamında olanın hasleti özün müşahedesidir. Tasavvuftaki müşahede Allah’ın varlıklardaki zuhur ve tecelliyatının künhüne varmayı, varlıktaki Allah nuruna şahitlik etmeyi ifade eder.
Anlaşılıyor ki insanın ayırıcı vasfı olan şehadet etme/şahit olma halinin fehminde olması aslında ulaşmak istediğinin başlangıcındaki hatırlatmasıdır. Çünkü Bektaşi öğretisine göre kişinin riyazetinde erişeceği son nokta müşahededir. Esasen insan nasıl ki İslam ile şereflendiği vakit eşrefi mahlukat olur ve İslam’la şereflenmenin şartı şehadettir. Tek tek makamları geçen tasavvuf ehlinin de başlangıçtaki sözüne itibar ve iltica ile özüne dönme sırrına muvafık olması müşahedeye erişmişliğin zuhurudur.
İnsanın içindeki Cevher kemalatın mahiridir. O cevheri ne kadar parlatabildiğimiz bizim istidatımız kabilincedir. İnsan-ı kamil olamazsam geldiğim gibi giderim diyen Barış Manço’nun lisanınca bir hak gayreti elzemdir.

YORUMLAR