THM Ses Sanatçısı, Araştırmacı, TV Programcısı Sümer Ezgü ile ‘sanat, toplum, halk kültürü v.b.’ konularında yaptığımız söyleşiye   devam ediyoruz; ..
AY: MESAM`a Başkan olarak seçilseydiniz, İstanbul`a dönmek zorunda kalmayacak mıydınız? MESAM`ın çalışmaları yeterli mi?
EZGÜ : İstanbul`a dönmeme gerek yoktu. Yönetim ‘beyin takımıdır’  strateji geliştirir. Yöneticiler toplantılarda karar alır ilgili organlar ve çalışanlar uygular. Bu arada ‘denetim mekanizması’ çalışır. Devlet memuru gibi sürekli oturmaktansa proje kurmak ve uygulatmak önemli . Tabii ki olması gereken üst görüşmeler için olmam gereken yerde olurdum.
Türkiye`de eser üretenlerin telif geliri oldukça düşük toplanıyor. İllerde prim usulü çalışılan anlaşmalı avukatlık büroları aracılığı ile müziğin kamuya açık çalındığı otel, motel, konser alanları, eğlence mekanları, radyo- televizyonlar, düğün salonları gibi ticari alanlarda telif sözleşmeleri yaygınlaştırılmalı. Eser sahiplerinin eserlerinin yayınlanacağı ‘MESAM-Dijital’ kurulmalı. Çünkü artık, telif getirisi için gelecek dijitaldedir. Yurtdışında çalınan eserlerimizin telifi de önemli bir alan. Bunun için yabancı meslek birlikleri ile bağlantımız bu dijital çağda iyice  önem kazandı. 
Para dağılımı çok mühim! MESAM, Kızılay gibi kamusal yardım/bağış kuruluşu değildir. Eser sahiplerinin ‘eser haklarını’ kullanım oranlarına göre hak eden adına toplayan ve sahiplerine dağıtan meslek birliği olduğu için, başkasının hakkının üzerinde karar verme ve dağıtma konusunda hassasiyet gösterilmesi gerekir.
Son Genel Kurul`dan geçirtilen tek liste ile seçimi yanlış buluyorum. Bu bağımsız adayların önünü tıkıyor. Hele Denetim Kurulu`nun aynı listeden olması denetim işlevinin ruhuna ters. Bir kimse hem hakim hem savcı olamaz! Bu geçince biz zaten dile getirip ekip olarak çekildik.
AY: ’12. Engelsiz Yaşam Vakfı’, 2021 yılının en başarılı Türk Halk Müziği Sanatçısı ödülünü size vermiş. Antalya`da ‘Sümer Ezgü Sanat Akademisi nde topluma eğitim veriyorsunuz.  Nasıl bir çalışma yürütülüyor?
EZGÜ : Ödülü, yapılan üretimin farkedilmesi ve değer görmesi olarak algılıyorum ve bu insanın hoşuna gidiyor. 
Antalya Konyaaltı`nda açtığımız Sümer Ezgü Sanat Akademisi ‘milli sazlarımız, batı sazları, halk oyunları, eşli salon dansları, bale, tiyatro, diksiyon, çocuk drama ve yetişkin sertifikalı drama eğitmenliği, THM-TSM ve çocuk koroları, müzik okulu sınav hazırlıkları, nota-solfej, ses eğitimi’ gibi derslerin olduğu Türkiye`de çok az rastlanan kapsamlı bir okul.
MEB sertifikası ve yurtdışında da geçerli burs imkanı sağlayan London College sertifikası vermemiz ayrı bir özelliğimiz.
AY: ‘Sümer Ezgü İle Anadolu`dan Geldik’ TV programımızın 13 bölümlük çekimleri bitti.  Halk kültürü her şarta rağmen devam ediyor! Çekimleriniz  nasıl geçti?
EZGÜ : Çok iyi geçti. Stüdyo programına göre daha zorlu ama anlamlı, arşivlik ve geleceğe tohum eken belge niteliğinde bir program. Televizyonculuk eskisi gibi değil. 6 günde 13 bölüm çekiliyor. Konuk organizasyonu, repertuvarlar, program içeriği, nitelikli program üretme çabası ve verimlilik açısından hep daha alt seviyede oluyor. Kendimi iyi hissetmiyorum bu zorlamada özsaygımı kaybediyorum. TRT`nin istediği bu yeni program Anadolu`dan Geldik`te otantik müziklerini çekerken halkın içinde rahat ediyorum. İletişimim çok rahat oluyor. Ciddiye alıyorum onları. Sömürmeden samimi olarak değer veriyorum.  Onlar beni seviyor ve güveniyor, Köy çalgıcıları, düğün çalanlar, halk sanatçıları, ozanlar aslında kültür taşıyıcılarıdır.Yani bizim milli kültürümüzün köklerini oralarda buluyoruz. Anadolu`nun gücünün, üretiminin ve birlikteliğinin içinde hissediyorum kendimi. Değerleri, gerçek olan neyse onu çekip aktarıyor, aldatmıyoruz halkımızı. Çok çabuk bitti diyorlar. Derleme çalışması gibi nitelikli programlar çıkarıyoruz.
AY: Ü lkemizde 48 Konservatuvar var. THM eğitiminde önemli bir yol alındığına inanıyor musunuz?
EZGÜ : Her şeye rağmen inanıyorum. Oralardan yetişen gençlerin hepsi olmasa da, idealleriyle müzik üretenler ve eğitimin içinde yer alanlar var.
Halk müziği okul eğitimiyle yeterli olmayacağı için mahalli ustaların bu okullarda konuk edilmesi, videolarının izletilmesi ve çocuklara ustaların sanat sırlarının aktarılmasını öneririm. Çünkü işin bu usta çırak tarafı çok değerli. Ayrıca armoni bilgilerinin daha yeterli olması gerektiğini düşünüyorum. Ağırlıklı Klasik Batı Armonisi öğretiliyor ama, Türk Müziği Armonisi konusunun önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mezun olduktan sonra eserlerin ruhuna uymayan armoniler yazılıyor, bu da ya arabeskleştiriyor türküleri ya da uyumsuz düzenlemeler çıkıyor. Rahmetli Attila Özdemiroğlu ile Anadolu Müzikali projemi çalışıyorduk. Tamer Levent sahneleyecekti. Attila Abi ‘Sümer, biz 3 lü armoniyle de güzel şeyler yazdık ama bizim müziğimizde 2 li armoni daha doğru’ demişti. Bu bilgi Kemal İlerici`nin kitaplaştırdığı ve öğrencisi Ertuğrul Bayraktar Hoca`dan bize aktarılan, benim de inandığım ve  uyguladığım bir sistemdir. Batı eğitimi almış arkadaşlarım ile çalışırken önceleri bunu algılayamayıp sonradan kabul ediyorlar. Laboratuvar çalışması gibi bu sesler denenmeli. 
Ayrıca batı konservatuvar eğitimi alan müzisyen adayları mutlaka kendi öz müziğinin, melodik ve ritmik yapılarını öğrenmeli okullarda. Çünkü sonra alana çıkınca zorlanıyorlar. Sonuçta bu ülkenin sanatçıları onlar. Hele yurtdışı için bizim enstrümanlarımız bulunmaz nimet. 
Son yıllarda Türk Müziği Konservatuvarlardan bağlamanın dışında kabak kemane, kaval, zurna, mey-balaban, tar gibi genççalıcıların yetişmesi çok umut verici.
AY: THM`nin Konservatuvarlar ve Eğitim Fak. GSE Böl. Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı vasıtası ile  akademiye girmesiyle yayınların arttığını söyleyebilir misiniz?
EZGÜ : İdealist gençlerin nitelikli işler yapmaya çabaladığını görüyorum. Daha önceki mezunların bir bölümü istisnalar hariçdaha artistlik işlerin peşinde ya da alanları dışındaki müziklerde var olmaya çalıştılar. Yeni mezunlar çoğunlukla otantizmi araştırıyor, köylere gidiyor, orijinal kayıtlar dinliyor işin aslını öğrenmeye çabalıyor.
Devam edecek;

YORUMLAR