Osman Yelboğa
Heybeliada Ruhban Okulu’nun (Halki Seminary) yeniden açılış haberleri bir türlü gündemden düşmüyor. Bu günler tekrar basında yer aldı. Geçen sene ABD gezisi sırasında Reisicumhur’a da sorulmuştu. Yeniden gündeme getirip 2026 Eylül ayında görkemli bir törenle açılacağı müjdesini veren ise Patrik Bartalemeos oldu. Bartelemeos, Patrik olarak seçilişinin 35. yıldönümü vesilesiyle Atina’da düzenlenen bir tören vesilesiyle bu açıklamayı yaptı. Aslında bu açıklamanın yetkililerimiz tarafından yapılması daha çok anlam kazanırdı. Patrik işi oldu-bittiye getirmek istiyor olabilir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüşmesinin ardından ta Atina’ya kadar gidip Heybeliada Ruhban Okulu’nun bu sene açılacağını bildirmesi ve MEB Tekin’in konu ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmaması manidar.
Öte yandan, Ruhban Okulu’nun kapatılması Anayasa Mahkemesinin 1971 tarihinde aldığı bir karara dayanmaktadır. Bu durumda önce adıgeçen mahkeme kararının kaldırması gerekir. 3.10.2013 tarihindeki bir TV programında Başbakan Erdoğan’a bu soru sorulmuştu. Başbakan, onlarca sebepten iki tanesini anlattı. Atina’daki Fethiye Camiinin açılışı ve Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının eğitim özerkliğini dile getirdi. Biz, TV’de anlatmadığı, belki Atina resmi ziyaretleri sırasında kapalı kapılar arkasında dile getirdiği engelleri burada tek tek sıralamak istiyoruz:
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönünde görüş bildirenler olayın nihai hedefinin Vatikan gibi bir Patrikhane devleti kurulması olduğunu sürekli gizliyorlar. Oysa çeşitli kaynaklarda böylesi bir hayalin var olduğunu biliyoruz. Sahi İstanbul’da Rum kalmamışsa dışarıdan öğrenci ithal edilerek Ruhban Okulu açmanın anlamı nedir? Hükümet o öğrencilere vize vermezse okul yine boş kalmayacak mı? Konu temelinden çözülmezse sorunlar birbirini takip edecektir.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun statüsünü Lozan Antlaşmasının (36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45) Maddeler çerçevesinde inceleyeceğiz: Çünkü İstanbul’daki Rumların dini, kültürel ve eğitim hakları Lozan Antlaşmasına dayanmaktadır. Lozan Antlaşmasında uzun uzun ülkemizdeki gayrimüslimlerin haklarından bahsedilir ve sonuncu maddede ise (45. Madde) aynı hakların Yunanistan’da da Müslümanlar için söz konusu olduğu belirtilir. Yunanistan’ın Batı Trakya, Rodos ve İstanköy Adasında Osmanlı bakiyesi Müslüman Türkler var. Antlaşmada “Batı Trakya Türk Azınlığı” tabiri geçmediği için Yunanlılar “Türk” kelimesinin kullanılmasına karşı çıkarlar. Bizimkiler de tarihte “Türk = Müslüman” demektir demezler. Bunu söylememelerinin dayandığı gerekçeyi bilmiyoruz. Gümülcine’de bir derneğin dış kapısı üzerindeki tabelaya; “Gümülcine Türk Gençler Birliği” yazmışlar. Polis gelip bu tabelayı indirtmiş. Oysa “Müslüman Gençler Birliği” yazılsaydı Yunanlıları kendi tezleriyle etkisiz hale getireceklerdi.
Heybeliada Ruhban Okulunun açılma talebi Merhum Özal zamanında da gündeme getirilmişti. 1988’lerde başlayan ve yıllarca süren Davos Görüşmeleri sırasında 5 milyon dolarlık bir onarım iznini (ilk olarak) Fener Rum Patrikhanesinin restorasyonu için vermişti. Bu karar, mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde Yunanistan’da cami onarımına izin verilmemesi sebebiyle ülkemizdeki kamuoyu tarafından eleştirilmişti. Şöyle ki, Yunanlılar Batı Trakya köylerinde kaza süsü verip camileri yakıyorlardı. Hala da yakıyorlar. İskeçe’nin Osmanlı Ordusuna düzgün ok yapmaları sebebiyle “Okçular Köyü” ismini alan köydeki cami üç kere kundaklanmış. Yangını çıkaranların bulunup cezalanmaması da manidar. Özal’ın bu jesti yangınları durdurmadı. Erdoğan Hükümetlerinin benzer tek yanlı jestleri de durdurmayacak. En son 2017 senesinde Dimetoka’da bir Osmanlı şaheseri olan Çelebi Mehmet Camii bir yangın kazasına kurban gitti. Yunanistan’ın Bayan Kültür Bakanı Bn. Mendoni dehşetli manzarayı görünce göz yaşlarına hâkim olamadı. Bu caminin Türkiye tarafından onarılmasına Yunanistan izin vermedi. İzin verilmemesi caminin kasıtlı olarak kundaklandığını akla getirmektedir.
Özetle, Osmanlıdan kalmış olan eserlerin onarımı konusunda Yunanistan samimi değil. Mübadele coğrafyasında kalan bütün camiler, mescitler, medreseler, tekkeler, zaviyeler, sebil çeşme ve darüşşifalardan oluşan toplam 7000 eser yok edilmiş, Atina Büyükelçisi Galip Kemali Söylemezoğlu’nun başkanlığında kıymetleri taktir edilen eserlerin bedelleri Türk Hükümetine verilmemiş. Ruhban Okulu’nun açılışı Lozan Antlaşması gereği oradaki eserlerin de korunup kollanmasına bağlı olduğuna göre bu konudaki pas tutmuş kapıları açacak anahtar Yunanistan Hükümetinin elindedir.
Bir örnek de Rodos’tan verelim: Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’ın Rodos Adasında yaptığı emsalsiz eserlerden biri olan Süleymaniye Camiinin minaresi “tehlike arz ediyor” denilerek yıktırılmıştı. Yunanlılar bu minarenin onarılması için Ağa Han Vakfı tarafından tahsis edilen paranın söz konusu onarım için sarf edilmesine dahi izin vermemişlerdi. Bilahare Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı sırasında UNESCO devreye sokularak onarılması sağlandı. Ancak bu sefer minarenin üçte ikisi kısaltıldı ve Rodos’un adeta bir simgesi olan minare görünmez kılındı. Ülkemizin Yunanistan’daki Osmanlı Devletinden kalma tarihi eserlerin onarım taleplerine komşumuz maalesef olumlu bakmıyor ve bunu içişlerine müdahale olarak algılıyor. Yeri geldiğinde biz de Osmanlı bakiyesiyiz diyebiliyorlar. Oysa Lozan’da bu konular da detaylarına kadar hükme bağlanmış. Merhum Özal, tek taraflı bir jest yaptı ve karşılık göremedi. Günümüzde de Yunanistan Hükümetinden böyle bir karar beklememek lazım. Zira komşumuz kendisini eski Yunan Medeniyetinin devamı zannediyor. Eski Yunan Devleti vatandaşlarının tamamının MÖ 146 senesinde Romalılar tarafından yok edildiğini duymak istemiyor.
Yunanistan, Aşağı Makedonya’daki Larissa’da 172 cami ve 62 Mescidi, Selanik’te 120 Cami ve 72 Mescidi ortadan kaldırmışlar, özellikle Rodos ve Onikiadalarda Osmanlı cami minarelerine karşı büyük bir alerjileri var. Turistlerin dahi bir anlam veremedikleri harabe halindeki bu şehir estetiksizliğinden de rahatsız olmuyorlar. Eskiden İtalyanlar Rodos’taki Müslüman mezar taşlarıyla Şövalyeler Şatosunu restore etmişlerdi. Adanın bugünkü mutasarrıfları ise Murat Reis Türbe ve Camii gibi Osmanlıdan kalma eserlerin mürur-ı zamanla kendi kendine yıkılmasına seyirci kalarak aynı neticelere risk almadan ulaşıyorlar. Recep Paşa Camiinin aşağıya alınmış içler acısı görüntüsü bu durumu çok açık olarak anlatmaktadır.
Tarihi eser kaçakçıları, Yunanistan’daki Osmanlıdan kalan mezar taşlarını Londra müzayede salonlarında satıyorlar. Yasal bir hakmış gibi; biz bu taşları (İstanbul’dan değil) Girit Adasından getirdik diyorlar. Demek ki Yunanistan’da Osmanlı mezar taşlarını yerlerinden söküp yurtdışına nakletmek ve satmak suç değilmiş. (http://www.radikal.com.tr/ hayat/osmanli_ mezar_taslari_satiliyor-1146937)
Bizim toplumumuz ve hükümetimiz, farklı kültürlere ait tarihi eserlere Yunanlılar gibi ilgisiz değil. Misak-ı Milli hudutları dışında kalmış ecdat yadigarı eserlerin onarımı için TİKA bütçesine ödenekler ayrılıyor ve Yunanistan’daki tarihi Osmanlı eserlerinin de onarılabileceğini istiyor. Fakat Yunanistan TİKA veya Yunus Emre Vakfının temsilcilik açmasına dahi izin vermiyor. Oysa (Bulgaristan gibi) diğer Balkan ülkelerindeki ecdattan kalan eserler onarıldığı gibi tevelliyetleri de Müslümanlara veriliyor.
Bugüne kadar ülkemizde yaklaşık yüzlerce kilise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edildi. Aziz Paul, Akdamar Kiliseleri ve Sümela Manastırının restore edilip yılda bir kere ibadete açılmasına izin verilmesinden sonra Yunanlılar bu sefer ABD’deki uzantıları olan Bizans-Ayasofya Derneklerini de devreye sokarak Ayasofya’yı kilise olarak ibadete açıp ayin yapma kampanyaları başlattılar ve ayine katılmaları için Başbakan Erdoğan dahil devlet protokolüne davetiyeler gönderdiler. Bu görgüsüz girişimler ters tepti. Hak ettikleri cevabı Dışişleri Bakanlığı veya Kültür Bakanlığından değil Diyanet İşleri Başkanlığından aldılar. Hükümetimizin bütün hoşgörülü yaklaşımlarına rağmen Yunanlılar, biz de Osmanlılardan kalma camilerin onarımına izin verelim diyemediler. Kaldı ki Hükümetimiz, Yunanistan turizmine de faydası olacak bu eserlerin restore edilmesi için TİKA vasıtasıyla katkıda bulunmak istiyor. Dimetoka’daki Çelebi Mehmet Camii aslına uygun restore edilip ibadete açılmış olsa Edirne’yi ziyaret eden binlerce vatandaşlarımız yanı başındaki Dimetoka’yı da ziyaret edecek ve şehrin ekonomisi de canlanacaktır. Yunanistan Çelebi Mehmet Camiinin etrafındaki kafelere Ayasofya’nın minaresiz haçlı fotoğraflarını asarak böylesi bir yakınlaşmaya kapalı olduklarını duyurmaktadırlar.
En son 6 Şubat depreminin açtığı yaralara rağmen Malatya’daki Taşhoron Kilisesi onarıldı. Patrikhane, cemaati olmayan bu kilisede de ayin yapmak istedi. Oysa Malatyalı Niyazi Mısri’nin Limni Adasındaki kabri asırlardır onarım izni bekliyor. Yunanistan, Müslüman mabedine, mektebine değil mezarına bile tahammül etmiyor. Niyazi Mısri’nin kabrinin onarımına izin vermeyen Yunanistan, Rodos’ta yıkılmaya yüz tutmuş olan Murat Reis Camii ve Türbesi ile 10-15 cami ve minarelerinin tekrar onarılmasına da izin vermiyor.
Bu inat, yönetim sisteminden de kaynaklanıyor olabilir. Malum Yunanistan din adamı / metropolitlerin ağır baskısı altında olan teokratik bir ülke. Hükümetimiz, Ruhban Okulu’nun açılışı ve patrikhane konularındaki talepler konusunda mütekabiliyet üzerine yoğunlaşırsa ellerindeki bütün argümanları almış olacaktır.
Mor Gabrial Manastırına ait mahkemelik araziler manastır vakfına verilirken Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılışına izin verilmemesinin sebeplerini yukarıda Lozan Antlaşmasının 45’inci maddesi çerçevesinde sıraladık.
Konuyu özetlersek; Ruhban Okulunun açılışı, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’da benzer tarihi eserlerin onarımına izin verilmemesi sebebiyle ertelenmektedir. Yunanistan’daki Osmanlı tarihi eserlerinin aşağıda görüntüleri sunulan harabe halleri Ruhban Okulunun neden açılmadığının görünür sebeplerindendir.Yunanistan, çıkan fırsatları daima kendi zaviyesinden değerlendirmekte ve mütekabiliyet kurallarını hiçe saymaktadır. Şimdi de AB uyum kriterlerini kullanarak Türkiye’deki eski kiliseleri bizim paralarımızla restore ettiriyor. Öyle görünüyor ki, Hükümetimizin, azınlık hakları eleştirilerinden kurtulmasının yegâne yolu komşumuzla “mütekabiliyet” müessesesini adilce işletmesi ve bunu dünyaya anlatmasıdır. Rumlar veya Yunanlılar, en azından bundan sonra, Ruhban Okulunun açılışı gibi bir taleple karşımıza çıktıklarında, karşılık olarak biz ne vermeliyiz diye düşünmelidirler. Bundan sonra, masrafları Yunan Hükümeti tarafından karşılanmak üzere, Rodos’ta yıkılan minareler dikilmediği, Selanik vs diğer şehirlerdeki Osmanlı eserleri için onarım sözü alınmadığı, keza, 1913 Atina Antlaşmasına rağmen Batı Trakya’daki Müslüman Türklere Baş müftülerini seçme hakkı verilmediği ve Batı Trakya’daki Müslüman Türklere özerk eğitim hakkı tanınmadığı müddetçe, Türkiye’deki cemaatsiz tarihi kilise onarımlarını yavaşlatmalı, bu kiliselerde ayin adı altında toplantılar yapılmasına sıcak bakılmayacağı hissettirilmelidir.
Türk – Yunan kültürel ve azınlık ilişkilerinin kördüğüm olduğu böylesi bir durumda, Fener Rum Patriğinin de; “demokratikleşme paketi bizi hayal kırıklığına uğrattı” demek yerine, Batı Trakya, Atina, Rodos ve Güney Kıbrıs’taki fiili durumları da görerek, beklentilerini yeniden gözden geçirmesi ve gerektiğinde hükümetimiz adına açıklama yapacağına iki millet arasında bir arabulucu rolü yürüterek Yunanlılara şunu söylemesi beklenir: “Ey Yunanistan’ı yönetenler, siz de Rodos’taki Süleymaniye Medresesinin açılmasına ve orada yaşayan Türk asıllı Müslümanların Türkçe eğitim yapmalarına izin verin, Rodos ve diğer adalardaki tarihi camileri, Dimetoka’daki Çelebi Mehmet Ulu Camiini aslına uygun onarın, biz İstanbul’da kendi dini liderimizi kendimiz seçiyoruz, siz de Batı Trakya’daki Müslüman Türklerin Baş müftülerini seçmelerine müsaade edin, Türkiye bugüne kadar yüzlerce eski kilise onardı, siz de hiç olmazsa Müslümanların Dimetoka’daki Çelebi Mehmet Camii ve yıkılmaya yüz tutmuş olan Rodos’daki Murat Reis Türbe ve Camiinin onarılmasını başlatın. Türkiye ile gerginlik politikalarınız, bundan sonra size fayda sağlamayacaktır. Türkiye eski Türkiye değil. Biliyorsunuz biz Patrikhane olarak Aynaros Yarımadasına yerleşecektik. Lozan’da bir oldu-bitti ile İstanbul’da kaldık bizi zor duruma düşürmeyin”.

Rodos’taki Recep Paşa Camiinin içler acısı hali.

Sultan Mustafa Camii. Bugün Nikah Salonu olarak kullanılmaktadır.

Sultan Mustafa Camii’nin giriş kapısı. Yunanlıların Osmanlı eserlerine nasıl baktıklarını göstermektedir.

Sultan Mustafa Camii. Yunanlıların Osmanlı eserlerine nasıl baktıklarını göstermektedir.


Rodos Süleymaniye Medresesi. 1974 tarihine kadar Müslüman Türkler bu okulda Türkçe olarak eğitim görüyorlardı. Yanda muvakkithane Fethi Paşa Vakfı’na ait. Arkada ise yüksekliği üçte iki oranında kısaltılarak UNESCO tarafından ye nilenen Süleymaniye Camii minaresi görünmektedir.
http://www.ussaki.net/modules.php?name=News&file=article&sid=57 sitesinden alınmıştır.


Sokrates Caddesi meydanındaki bu şadırvanın üzerinde eskiden bir hilal bulunmakta idi. Ancak Yunanlılar bu hilali kaldırıp bir baykuş resmi koymakla Osmanlı eserlerine karşı bakış açılarını sergilemişlerdir. Sağda Lindos Camii harabeleri


Dimetoka’daki Çelebi Mehmet Camii’nin 2017 yangınından önceki ve yangın sonrası görünümü.

Dimetoka’daki Çelebi Mehmet Camii’nin 2017 yangınından sonrası bugünkü görünümü.
