Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp

Politik Akıl ve İdeoloji

Bu haberin fotoğrafı yok

Konfüçyüs’un ünlü bir sözü var. Şöyle diyor ünlü düşünür: Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret.”

Emperyalist ülkeler, yıllarca az gelişmiş ülkelere biz size şunu veririz, bunu sağlarız demişler ve üretim yapmalarını engellemişlerdi. Sonuçta ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirdiler. Bırakın bir uçak üretmeyi, basit bir vidası için bile Amerika’ya bağımlı olduğumuz günler çok uzakta değil. Hala kendi uçağımızı üretme derdindeyiz. Üretmek güç demektir, üreten güçlenir ve zamanla kimseye ihtiyacı kalmaz. Bağımsız ve özgür olur.

Konfüçyus’un bu sözü antiemperyalist geçinen değişik ideolojilere mensup kişiler tarafından sık sık kullanılırdı. Üniversite yıllarında hayranlıkla dinlediğimiz politik söylemlerde, sohbetlerde sıkça duyardık.

Şimdi ise bu özlü sözü biraz değiştirsek acaba nasıl olur diyorum.

Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona akıl verme, akletmeyi öğret.”

Ya da…

Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona düşünce empoze etme, doğru düşünmeyi öğret”

Balık tutmak yerine düşünmeyi, aklını kullanmayı koyduk. Söz, emperyalizm karşıtlığından bir şey kaybetmedi. Özü değişmedi. Ama galiba balık tutma örneği verilirken, aniden kişiyi, düşünen, fikir üreten birisi olmaya özendirmek pek akla gelmedik bir durum.

İnsanları düşünmeye yönlendirmek yerine, kendi düşüncelerini insanlara empoze etmek isteyenler var. Düşünmeyi öğretmek, farklı düşünce şekillerini, bakış açılarını, karşılaştırmalı düşünebilme yöntemlerini öğretmek söz konusuysa, dikkat ediyorum emperyalizm karşıtı geçinen ideolojiler kenara çekiliyorlar, susuyorlar. İnsanın düşünme yeteneğini öteleyip, biz sizin yerinize düşündük, artık bizim dediğimiz gibi düşüneceksiniz demek tam da ideolojilerin işi aslında. Aklını kullanmana gerek yok, biz sana akıl da veririz fikir de. Bunun balık tutmayı öğrenmene gerek yok, biz size balık veririz diyenlerden ne farkı var? Yoksa, düşündürmemek emperyalizmin başka bir yöntemi mi?

İdeolojiler insanlara bir fikir sistemini benimsetirken, önemli bir şeyi atlıyorlar, onlara özgür ve karşılaştırmalı düşünmeyi öğretmiyorlar. Özgürlük kelimesini sık sık tekrarlasalar bile. Sadece kendilerinin istediği fikirleri empoze ediyorlar o kadar. Aslında şunu demek istiyorlar; aklını kullanmana gerek yok senden daha akıllı birilerinin oluşturduğu bu ideolojiinin peşinden git yeter. Oysa her insan akıllıdır, sorun klişelere, ezberlere olan yatkınlık ve zihinsel atalettir.

Herhangi bir ideolojiye inananların çoğu bu tercihlerini genç yaşlarda yapmış kişiler. Oysa aradan çok zaman geçti, dünya çok değişti ve küreselleşme olgusuyla birlikte ideolojilerin de işlevsel birer “ürün” olduğu netleşti. Küresel güçler dünyayı kaos içinde tutmak için sadece savaşları, darbeleri düzenlemiyorlar, sadece etnik, dinsel/mezhepsel ayrılıkları körüklemekle yetinmiyorlar, ideolojik çatışmalarla insanoğlunu birbirine düşürüp çatıştırıyorlar. Çatışmaların hepsinin sonucunda kâr eden sadece ve hep küresel sömürgenler oluyor.

Hak, adalet, özgürlük, bağımsızlık gibi kavramları kullanmak, ideolojilerin insanları etkileyip birbiriyle çatışmasını sağlamaya yetiyor. Bu kavramların içini boşaltarak, nefretin hedefini değiştirmek mümkün. Küresel güçleri yok saydırıp görmezden gelinmesini sağlıyorlar, sonuçta insanları birbiriyle çatıştırmak kolaylaşıyor. Bütün sorunların kaynağı olarak en yakınındaki kardeşini, komşusunu, öteki olarak gördüğü yakınında yaşayan dinsel/mezhepsel veya etnik grup mensuplarını, hatta kendi devletini gören insanlara dolar baronlarını, küresel finans sisteminin kan emici faaliyetlerini anlatmak artık çok zor.

Ülkesinin parasının değeri düştüğü için yine kendi ülkesini suçlamak da, ideolojik tavra dahil. Hatta küresel sömürgenler, mağduru suçlu göstermeyi ideolojilerle başarıyorlar bile diyebiliriz. Küresel ısınma yalanına insanları inandırmak için çeşitli yöntemlerle ülkelerde orman yangınları çıkarıp, insanları yeterli önlem almadı diyerek kendi devletlerine düşman etmeyi başarıyorlar. Bir taşla çok kuş. Dünya tarihinde iklimin değişmediği dönem yok iken, sanki iklim şimdi değişmeye başlamış gibi algılarla sürekli korku pompalayarak insanları kontrol altına alacak projeler geliştiriyorlar, iklim yasalarıyla tahakküm altına alıyorlar.

İdeolojilerin en etkili yöntemlerinden birisi, hiç kuşkusuz kurgusal bir düşünce sistematiğine dayalı ortamı insanlara sunmak. Oysa sinemada bir yönetmen bile filmiyle gerçekliği kurgulayarak insanlara farklı sistematik bir evren/çevre/ortam sunabilir. Film bitip salonda ışıklar yandığında, bu sanal evrenin dışına çıkıldığında etkisi kısa sürede sona erse de, gerçek hayatta insanlara sunulmuş sistematik bir gerçekdışılıktan kurtulmak birey için bazen bir ömür sürebiliyor. Bazen bir ideolojiye dayalı bir rejimin beklenmedik bir şekilde sonra erişi, bazen bir ülkedeki hakim ideolojinin üreticileri tarafından revizyona gidilmesi, bazen de savaşların getirdiği kan ve gözyaşı insanların gerçekliğe dönüşüne sebep olabiliyor.

Bazıları ideolojiyi her kapıyı açan tek anahtar olarak kullanılıyor. Mesela insanlar niçin kitap okumuyorlar ya da narenciye bahçelerinde toplanamayıp ağaçta çürüyen ürünler neden ekonomiye kazandırılamıyor gibi bir konu için, elinizin altında, üzerinde gerektiğinde camı kırınız yazan bir bir ideolojinizle yarım saat konuşabiliyorsunuz. Ta ki konuyla ilgili birisine denk gelene kadar. Böyle durumlarda arkamda her kapıyı açan koskoca bir ideolojim var şeklindeki vakurlu duruşunuzu bozmasanız da oluyor.

İdeolojiler, sunulmuş zihinsel sanal evrenlere katılanlar için bir güvence sunuyor, ama bunun gerçeklikle bağının zayıfladığı anlarda, akıl devreye giriyor ve depremlerdeki gibi fayların kırılmasına benzer kırılmalar görülebiliyor. O zamanlarda hiç çekinmeden aklın gerçeklikle olan güçlü bağına sarılmakta fayda var.

Her ne kadar ideolojiler din ve inanç sistemleriyle ilgilenmez gözükseler de, dine ve inançlı insanlara olan kibirli bakışlarını biliyoruz. Kutsal kitabında sürekli akletmez misiniz diyen, defalarca aklı kullanmayı tavsiye eden bir dine uzak durmalarını da zaten normal karşılıyorum.

Küreselcilerin, istisnasız her ideolojiyi manivela olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullandıklarını fark ettiğiniz an, aklınıza güvenerek yan yollardan da olsa kaçışı gerçekleştirmek gerekiyor. Yurtseverlik ve anti emperyalist tavır, sömürgenlerce üretilmiş ideolojiler olmadan çok daha tutarlı, çok daha sağlam bir duruş anlamına geliyor. Çünkü kendi aklınıza, gözlemlerinize ve kendinize özgü fikirlerinize dayanıyor.