Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
İbrahim Ethem Gören
İbrahim Ethem Gören

 ‘Her Dem Sanat’ Hünkâr Kasrı’nda!

Hüsn-i hat, tezhip, çini, minyatür, cilt, ebru, katı’ ve resim sanatlarının her biri diğerinden âlâ keyfiyeti hâiz eserleri Hünkâr Kasrı’nda sanatseverlerle buluştu.

(Prof. Dr. Süleyman Berk, Eslem Arslan ve Emine Kırkan sergi açılışında)

 

“Her Dem Sanat” karma sergisi; İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) katkılarıyla, Prof. Dr. Süleyman Berk ve her biri usta olmuş talebelerinin yanı sıra Fatih Kaymakamı Cafer Sarılı, İTO Başkan Yardımcısı Mehmet Develioğlu, İTO Yönetim Kurulu Üyeleri Münir Üstün ve Bahadır Yaşık, Beykoz ve Zeytinburnu eski Belediye Başkanı Murat Aydın, İTO Meclis ve Komite Üyeleri ile çok sayıda sanatseverin katılımıyla 14 Mayıs Perşembe günü Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda kapılarını açtı.

Prof. Dr. Süleyman Berk koordinatörlüğünde, İstanbul Üniversitesi Türk-İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı akademisyen ve lisansüstü öğrencilerinin güzide eserlerini bir araya getiren bu özel sergi, 31 Mayıs 2026 tarihine kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

Biz de bu vesileyle, sergide eserleri yer alan Sanat Tarihçisi, Hat ve Minyatür Sanatçısı Emine Kırkan ile hüsn-i hat sanatı, kendi sanat yolculuğu ve “Her Dem Sanat” sergisinin taşıdığı derin anlamlar üzerine kapsamlı bir hasbihal gerçekleştirdik.

İslam Yazısının Estetik Yükselişi ve Arayışın Sınırları

Hasbihalimizde ilk olarak Emine Kırkan’a, bir hattatın gözüyle “Yazıda ne veya neler arıyorsunuz?” sorusunu yönelttik. İcra ettikleri sanatın özünde “İslam yazısı” olduğunu ve Arap harfleriyle şekillendiğini belirten Kırkan, bu köklü geleneğin manevi ve tarihi temellerini şu sözlerle aktardı: “Kur’an-ı Kerim, vahiyler hâlinde nâzil olmuştur. İçinde ‘kalem’ kelimesi geçen iki farklı surede, iki ayet vardır. Dinimiz yazıya, ilme, kayıt tutmaya önem vermiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in kâtiplerine tavsiyelerde bulunmasıyla yazı gelişmeye başlamış, İslam’ın sembolü olmuş, İslam ile ortaya konan ilmin yakîn tecellisi ve parıltısı olmuştur. Hüsn-i hat sanatı derunî estetik ile Allah sevgisini ve Peygamber (S.A.V.) sevgisini yansıtmaktadır.

Yazıda aradığımız ve amaçladığımız şeylerden biri Allah rızası için bu sevgiyi en estetik şekilde ortaya koymaya çalışmaktır. İslam tarihi boyunca hattatlar, Kur’an-ı Kerim’i en güzel şekilde yazmaya çalışmışlar, ruha ve göze ziyafet olan bu estetik abidelerin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.”

Yazının tarihsel tekâmülüne de değinen Kırkan, bu estetik yükselişin Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in tavsiyeleriyle başladığını, hattatlar silsilesinin başı sayılan Hz. Ali (R.A.)’in yönlendirmeleriyle devam ettiğini ifade etti.

Emevîler ve Abbasîler dönemlerinde evrilen yazı, Osmanlı dehasıyla en kâmil seviyesine ulaşmıştır. Sultan II. Bayezid’in hocası Şeyh Hamdullah ile başlayan Osmanlı hat ekolü, 20. yüzyılın başlarında Mehmet Şevkî Efendi ve Sami Efendi gibi isimlerle doruk noktasına taşınmıştır.

Peki, bir sanatçı bu uçsuz bucaksız deryada aradıklarını ne kadar bulabilirdi? Kırkan’ın analizi, hat sanatının teknik bir uğraşın ötesinde tefekkür yolculuğu olduğunu gösteriyor: “Hat sanatı tükenmez bir hazinedir. İçine girdikçe hazinedeki güzellikleri, tüm detayları ile daha da fark etmeye başlarsınız. Bu sanatta estetik arayışlar sanatkârı daha da estetik inceliklerle karşılaştırır. Aradıkça daha fazla ilim ile karşılaşırız. O yüzden aradıklarımızı bulmaktan çok daha ileriye giden bir ilim ile karşılaşırız. Hayretimiz artar, gayretimiz artar. Bu da bize en güzeli yazma konusunda yaşama gayreti ve şevki verir.”

(Celî sülüs-müsenna kalem güzeli: Prof. Dr. Süleyman Berk)

 

Mekânın ve Sanatın Ortak Dili: Tarihin İçinde “Her Dem” Diri Kalmak

Serginin kurumsal ve akademik kimliğine baktığımızda, arkasında oldukça güçlü entelektüel arka plan görüyoruz. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı akademisyenleri ve lisansüstü öğrencilerinin imzasını taşıyan bu karma serginin koordinatörlüğünü Prof. Dr. Süleyman Berk, küratörlüğünü ise Araştırma Görevlisi Eslem Arslan üstleniyor.

Sergide 23 sanatçının eseri yer alıyor. Hüsn-i hat, tezhip, çini, minyatür, cilt, ebru ve katı’ gibi geleneksel sanatlarımızın nadide örneklerinin yanında, suluboya tekniğinde resimler de bu seçkide kendilerine yer buluyor.

Sanatkâr Kırkan, sergilenen çalışmaları “Teknik ustalığın ürünü olmalarıyla birlikte medeniyetimizi oluşturan kültürel birikimimizi günümüze yeni ürünleriyle taşıyan değer sanat eserleri” olarak nitelendiriyor.

Serginin ismi olan “Her Dem Sanat” ise sanatın sürekliliğine ve daima diri kalan ruhuna doğrudan bir işaret niteliğinde.

Serginin Sirkeci’de, Yeni Cami Hünkâr Kasrı gibi âbidevî bir mekânda açılmış olması da tesadüfi değil. Bu yıl ikincisi düzenlenen serginin mekân ile kurduğu bağ, muhatabımız emine Kırkan nezdinde adeta bir “lisan-ı hâl” senfonisi: “İstanbul Yeni Camii olarak bilinen Valide Sultan Camii’nin Hünkâr Mahfili tarihi dokusuyla insanı cezbeden bir etkiye sahiptir. İstanbul’daki geçmiş medeniyetimize ait Osmanlı eserlerinin en dikkat çekenlerindendir.

İstanbul denilince görsel olarak ilk akla gelen, İstanbul silüeti ve bu Yeni Camii’nin Haliç’ten görünen panoraması akla gelir. İstanbul halkının, turistlerin en çok uğradıkları yerlerden biridir. Bizim sergimizin ürünleri de bu medeniyetimizin köklü tarihi geçmişine dayanmakta, onun bir devamı niteliğinde olmaktadır. Bu büyüleyici atmosfer bizim eserlerimiz için çok uygun bir mekândır. Zengin ve ihtişamlı geçmiş, mekân ile bu geçmişe dayanan sanatçıların eserleri aynı mekânda buluşmuştur.

Tarihi zenginlik ve yeni nesil ürünler bir arada güçlü köklerimize dayanan bu yeni ürünler, medeniyetimizin devamında çok önemli bir misyonu da gözler önüne sermektedir.”

(Sülüs müzeyyen levha Emine Kırkan)

 

İki Eser, İki Hikâye: “Hu Diyelim Hu” ve “Bâbüsselâm”

Emine Kırkan’ın sergide yer alan iki eseri, geleneksel formların şahsî tasarımlarla nasıl özgünleşebileceğini gösteren en somut örnekler arasında yer alıyor. İlk eseri olan “Hu diyelim Hu” isimli levhası, uzunlamasına dikdörtgen bir formda tasarlanmış. Merkezde aharlı kâğıt üzerine sülüs hatla “Hu” yazan sanatçı, eserin detaylarını şöyle paylaşıyor: “Bunun dört tarafına İslâmî süsleme sanatlarında çokça yer alan geometrik yıldız geçme motiflerinden biri olan sekizli yıldızı yerleştirdim. Altın yaldız zemin üzerine bu motifleri nakşettim. Yıldızları turkuaz, patlıcan moru, siyah ve gül kurusu renkleriyle boyadım. Bunları antika görüntüsünü yakalamak için kullandım. Gül kurusu ile boyalı bölümler üzerine sanat tarihinde ismi ‘çintemani’ olarak geçen ‘üç benek’i çizdim. Ortaya benim tasarımım olan orijinal bir eser çıktı.”

Eserin arkasındaki fikri altyapı ise tasavvufi bir derinliğe dayanıyor: “Hu” bildiğiniz gibi Arapça bir zamir olup ‘O’ anlamına gelir. İslam’da, tasavvufta ‘Allah’ isminin (Lafzatullah) en gizli, en derin adlarındandır. Allah’ın tekliğini ifade eder. Bütün kâinat makrokosmozdan mikrokosmoza kadar her şey ‘Hu’ diyerek hareket eder. Güneşler ‘Hu’ diyerek dönerler; atom molekülleri ‘hu’ diyerek dönerek hareket ederler. İnsan her nefes alışında ‘Hu’ der. Ben de eserimde ‘Hu’ yazdım. Dört tarafına sekizli yıldızlar koyarak, bir nevi kâinâtı sembolize ettim. Yıldızların üzerini farklı renklerde boya yaparak, sanki bir çarkıfelek deseni de oluşturdum. Döner hareket halinde olan bir görüntü elde ettim.”

Sanatçının sergideki ikinci eseri ise “Topkapı Sarayı Babüs-Selâm Kapısı” adını taşıyor. Minyatür tekniğiyle üretilen bu çalışmada, klasik resim tekniklerinden de faydalanılmış. İki ucu rulo olmuş bir ferman şeklinde kâğıt deseni çizilerek kapı bu fermanın üzerine nakşedilmiş. Osmanlı bahçe kültürünün vazgeçilmezi olan servi ağaçları ve farklı bitki türleri minyatür diliyle resmedilerek bir bahçe kompozisyonu kurulmuş. Yol üzerinde klasik tezhip desenleri uygulanırken, üst kısımda yer alan sülüs hatlı “Topkapı Sarayı” yazısı ise geleneksel bulut motifi üzerine yerleştirilmiş. Kırkan, bahçedeki renkli çiçeklerle adeta bir cennet bahçesini hatırlatan bu eseriyle, hem köklü tarihimize bir gönderme yapmayı hem de izleyicide iç ferahlatıcı bir görsel etki uyandırmayı amaçladığını ifade ediyor.

Akademiden Atölyeye Bir Sanat Hayatı: Emine Kırkan Kimdir?

‘Her Dem Sanat’taki eserleri ve hasbihalimizdeki derin yaklaşımlarıyla dikkat çeken Emine Kırkan, geleneksel İslam-Türk sanatları alanında hem akademik hem de uygulamalı çalışmaları başarıyla yürüten bir isim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdi . Yine aynı üniversitenin ikinci üniversite kapsamında İ.Ü. Auzef Tarih bölümünden de mezun oldu. Akabinde 2020 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Sanatlar Bölümü “Hat” ana branşını başarıyla tamamladı.

Yüksek lisans eğitimini İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi bünyesinde “İslam Tarihi ve Sanatları” alanında tamamlayan sanatçı, bağını koparmadığı İstanbul Üniversitesi’nde aynı alanda doktora çalışmalarına devam ediyor.

Hüsn-i hat, tezhip, minyatür ve resim sanatı dallarında yetkin hocalardan dersler alan; bilhassa tezhip ve hüsn-i hat alanlarında uzmanlaşan Kırkan, günümüzde çeşitli eğitim kurumları ve kültür merkezlerinde dersler vererek yeni sanatkârlar yetiştiriyor, akademik ve sanatsal üretimlerini geleneksel sanatlar ekseninde sürdürüyor.

Her Dem Sanat Sizi Bekliyor!

Geleneksel köklerinden beslenip geleceğe yeni nefesler üfleyen “Her Dem Sanat”, medeniyetimizin diri ruhunu hissetmek isteyen tüm sanatseverleri 31 Mayıs 2026 tarihine kadar Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda bekliyor.

 

İbrahim Ethem Gören-16 Mayıs 2026

Yazı No: 719

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR