Futbolun garip bir matematiği vardır: En rahat görünen maçlar, bir anda en zor hale gelebilir. Başkentte oynanan mücadele tam olarak böyle bir hikâye sundu.
Galatasaray ilk yarıda belki de sezonun en konforlu oyunlarından birini oynadı. Rakip neredeyse yoktu. Gençlerbirliği ne pres yapabildi ne de oyuna direnç koyabildi. Sarı-kırmızılılar topa sahip oldu, istediği gibi yön verdi ve doğru anlarda hızlanarak iki gol buldu. Maç o bölümde bir “antrenman temposu”na bile yaklaşmıştı.
Ancak ikinci yarıyla birlikte oyunun rengi değişti. Bunun sebebi rakibin olağanüstü bir reaksiyon vermesi değil, Galatasaray’ın oyunu kendi eliyle karmaşık hale getirmesiydi. Gereksiz top kayıpları, basit pas hataları ve en önemlisi iptal edilen üçüncü gol… İşte kırılma anı tam da burasıydı.
3-0 olsa kapanacak bir maç, 2-1’e geldi.
Gençlerbirliği bu fırsatı iyi değerlendirdi. Buldukları golle birlikte hem tribünü hem de oyunun enerjisini arkasına aldılar. Asıl dikkat çeken ise Galatasaray’ın bu gole verdiği reaksiyondu. Sarı-kırmızılılar, bir anda kontrolü kaybetmeye ve panik oynamaya başladı.
Oysa büyük takımların en önemli özelliği, böyle anlarda sakin kalabilmektir.
Galatasaray bu bölümde alıştığımız “oyunu uyutan” kimliğinden uzaklaştı. Topu tutmak yerine hızlı ve riskli oynamayı tercih etti. Bu da rakibin yeniden pozisyon bulma ihtimalini artırdı. Kısacası, maçın son bölümü gereksiz yere zorlaştırıldı.
Yine de kazanan taraf değişmedi. Ve bazen şampiyonluk yolunda en kritik kazanımlar, en iyi oynadığınız maçlar değil; kontrolü kaybettiğiniz anlarda bile üç puanı almayı başardığınız karşılaşmalardır.
Bu maç Galatasaray’a şunu hatırlatmalı: Oyun sadece kurmakla değil, doğru zamanda soğutmakla da kazanılır.
Çünkü lig artık hata kaldırmayacak bir viraja girmiş durumda.

YORUMLAR