Son zamanlarda çokça duyar olduk bastonu elinde beli bükülmüş nine dedelerimizden “şu gençler de iyice bozuldu” sızlanmalarını…
Bu sızlanmaların hedefindeki kastedilen yaşlardaki gençler bir yana Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre 19-24 yaş aralığındaki bireylerin genç kategorisine girdiğini söyleyebiliriz. Toplumda ise az çok 40-50’li yaşlarına varmış herkes için kendisinden yaşı küçük olan kimse gençtir. Hatta 60 yaşındaki birine göre 50 yaşındaki kişi; 70’ine varmış birine göre de 60 yaşındaki kişi gençtir. Demek ki genç dediğimiz kişiler belli bir yaş aralığında olan kişileri nitelemekle beraber kıyasa binaen de münferit bir nitelik kazanabilmektedir. Peki gençlik mefhumu yalnızca yaş ile alakalandırılarak mı varlık kazanır?
Dikkat ederseniz 20’li yaşlarda olan sözüm ona gençlerin çoğunun depresyon ve anksiyete ile baş etmeye çalıştığını bundan ötürü gençliğin vücuttaki coşkunluğunun ve dinamikliğinin yerini günün büyük bir bölümünü uyuyarak geri kalanında ise reels kaydırarak geçiren bir gençliğe tahavvül ettiğine şahitlik ediyoruz.
Öte yandan yaşını başını almış olarak düşündüğümüz insanların da inandıkları dava uğruna karınca misali oradan oraya koşturarak en ziyade çabalarla adeta gençlik kudretine müyesser kılınmış olduğunu görüyoruz.
Demek ki bedenlerin diriliğinden evvel ruhların diriliği esas mevzudur. Nasıl ki yolunu kaybetmiş bir gencin ( 19-24 yaş aralığındaki) dermansızlığının yaşıyla ilgisizliği (F. Buhara Benzek “Mehlika” şiiri) kendisine yük ettiği gelip geçer dünyalık meselelerin çarkında tükenmekle mukadder ise isterse 90 yaşında olsun hakiki bir ülkü uğruna ceht edenin Allah’ın “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar rabbine kulluk ve ibadete devam et” (hicr 99) buyruğu gereğince son nefesine kadar say-u gayretle can bulduğu böylece daima bir gençlik ruhuyla bezeneceği muhakkaktır.
Bir de Kur’an’ın gence ve gençliğe bakış açısına dikkat buyuracak olursak; Kur’an’da gençlik “feta” kavramı ile ifade edilir. İslam ansiklopedisine göre feta, nefsine hakim olma konusunda yiğitlik gösteren veya fütüvvet teşkilatına mensup olan kişi anlamında tasavvuf terimidir. Yusuf suresi 30. ayette geçen “…aziz’in karısı yanında bulunan gencin nefsinden murat almak istiyormuş…” derken, Enbiya 60. ayette “İbrahim denilen bir genç işittik…” derken kehf 10. ayette “Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp Rabb’imiz bize katından bir rahmet ver.. ” derken yine Kehf 13. ayette “hiç şüphesiz onlar rablerine iman etmiş genç yiğitlerdi…” yine Kehf 62 ve 63. ayetlerinde de feta kavramı kullanılmıştır.
Aynı kökten “fetva” gençleştirme ve “müftü” gençleştiren kişi demektir. Fetva vermek kapalı bir konuyu açıklığa kavuşturmak, “fütüvvet” ise gençlik gençleştirme anlamında yiğitlik eli açıklık demektir. Halk arasında da birini tanımlarken fütüvvet sahibi diye anıldığını mutlaka duymuşsunuzdur.
Fark edecek olursanız Kur’an’ın bahsettiği gençlikte öne çıkan unsur yaş değil genç diye bahsedilen kişilerin (çoğunlukla peygamber olmak üzere) hal ve davranışlarıdır. Ve pek tabii insanın en güzel hali ve davranışı sunmasına olanak sağlayan en iyi zaman dilimi gençliğidir. Bunun nedeni henüz hastalıkların isabet etmediği sağlam dinç bir vücut ve her şeyi yapabileceğine olan inançla beraber gelen cesaret… Buna her ne kadar cahil cesareti veya deli cesareti denilse de hayatta bazı ehemmiyetli adımların atılması için bir o kadar hesap kitaptan yani akıldan uzak olunması gerekebilir. Hani denir ya “akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer” diye. Bir de yaş ilerledikçe işin içine kişinin bir cesaretle girişeceği faaliyette kaybetmekten ya da zarar görmesinden çekindiği durumlar dahil olabilir. Kişinin işi, itibarı, eşi, çocuğu bunların arasındadır.
İnsanların yaşlanınca (akılları başlarına gelince) “gençliğimdeki kuvvetim şimdi olsaydı neler neler yapardım…” diye başlayan cümleler çoğu zaman yalnızca hayıflanmadan ibaret kalır. Çünkü o günkü düşüncelerinin oluşmasının nedeni zaten gençlikte yapılan hatalardan alınan derslerin gerektirdiğidir.
İşte tam bu noktada gençliği bir ömrün belli bir kısmına sıkıştırmaktansa her yaşa gençlikten bir pay dağıtmak kişinin tüm hayatı boyunca sürekli bir yenilenme ile kendisini zaman sarkacında bir o yana bir bu yana oyalanmaktan beri kılacaktır.
Necip Fazıl’ın,
“Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik
zaman bendedir ve mekan bana emanettir
Şuurunda bir gençlik…”,
dediği gençlik şuuru zamanı tüketen değil çoğaltan, mekânı bellediği dünya hayatını bir gün geride bırakacağı farkındalığı ile onu en güzel şekilde imar ile memur kılınmış olmanın mesuliyetini taşıyan beşikten mezara dek ilanihaye sürecek olan, coşan ve coştukça taşan bir nehir misali bir ahvali mukeddesattır.

Emelcim harika yorumlamışsin,yüreğine saglik