Değersizleşme ya da Sekülerleşme değersizliği değer, ilkesizliği ilke, etiksizliği etik bilerek, hem Doğu’da, hem Batı’da büyük bir başarısızlığa uğradı. Bu yüzden dünyanın bütün ülkelerinde başta Çin olmak üzere, ülkeler kültürlerinin temellerini oluşturan kaynaklara dönüyorlar. Artık Sekülerleşme dünyada, hiçbir ülkeye ümit ve güven vermiyor. Bütün ülkeler kaynaklarını dinlerde bulan değerlere büyük önem veriyorlar.
Sekülerleşmeyle gelen değersizlik, bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yararlanarak, kültürel yoksullaşma yanında, büyük çevresel sorunlara yol açıyor. Küresel ısınmanın yol açtığı seller, toprak kaymaları, su baskınları bütün ülkelere büyük zarar veriyorlar. Yine de tabiatın doğal kaynaklarını yağmalamada, Batı ülkeler birbirleriyle yarışmaya devam ediyorlar.
Birleşmiş Milletler gibi, uluslarası kuruluşlar yanında, Batı’da ve Doğu’da ülkeler, çevrenin korunması yolunda kalıcı çalışmalar yapıyorlar. Yakında bütün dünyada, değerler değersizleştirildi, kültürler yoksullaştırıldı, yeraltı kaynakları yağmalandı diyerek, insanlar sokaklara dökülecekler. Ve gösterilerin başını sivil toplum kuruluşları çekecekler.
Aydınlanma döneminden bu yana sürdürülen, Sekülerleşme yarışı, bütün ülkeleri, bütün insanlığı bir yol ayrımına getirdi. Artık Doğu’da ve Batı’da, doğruyu aramanın derdine düşenler, ilk insandan bugüne bütün insanları, kutsal değerlerde dirilerek kurtuluşa çağırıyorlar. Kutsal değerlerin göz ardı edenlerin, yeni “Nuh Tufanları”nın temellerini attıklarını, bütün insanlık biliyor.
Hayatı yaşanır kılmada ve kalitesini artırmada, Filozofların aradıkları doğrular değil, Peygamberlerin haber verdikleri, zamandan bağımsız doğrular önem kazanıyorlar. Bilgilerin üstündeki bilgiye, bilgeliklerin üstündek bilgeliği bilmezlikten gelenler, bütün dünyayı krizden krize sürüklemeye devem ediyorlar. Değerlerden arındırılmış “Seküler Hayat”, dünyaya savaştan başka bir şey getirmiyor.
Değerlerini yitiren Seküler insanlar, anavatanları Avrupa olmak üzere, bütün ülkelerde hayat kaynaklarının bir bir yitiriyorlar. Onlara bir yanda uyuşturucu, alkol, bir yanda yalın, özgür, kişilikli hayat bekiyor. İkisi birinden çok uzakta değil, uzansalar elleriyle dokunacaklar.Yeni bir “Aydınlanma”ya tüketimin sarhoşluğuna kapılanlardan değil, üretimin çoşkusunu duyanlardan daha yakın duruyorlar.

YORUMLAR