Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Ekrem Ergüder
Ekrem Ergüder

Yüz vilayet teklifi ve yerel yönetimler

Cumhuriyetimizin kuruluş aşamasından hemen sonra seçtiğimiz yönetim modellerinden birisi mahalli idareler dediğimiz belediyeler sistemi. Seçtiğimiz derken, Amerika’dan bire bir kopyalayarak iki kurum modelini almışız. Bunlardan birincisi yerel yönetim modeli olarak belediyeler, diğeri de çalışma ilişkilerini düzenleyen sendikalar sistemi. Hiç kuşkusuz cumhuriyetimizin kuruluşundaki idealist kadro, bu kurumların zaman içerisinde eleştiri oklarına hedef olacağını düşünmemiş, iyi işleyeceğini tahmin etmişti.

Sendikalar konusu, elbette belediyelerden ayrı ele alınması gereken bir sosyal politika meselesi. O konuya şimdilik girmeyeceğim. Ne de olsa sendikalarımız, bünyelerindeki eğitim sekreterlikleri vasıtasıyla yürüttükleri eğitim faaliyetleriyle üyelerine ve yönetime aday kişilere belli bir eğitim vererek bir ön hazırlık sağlıyor. Zaten sendika yöneticisi dediğimiz kişi, işçilikten gelmiş, belli aşamaları yaşayarak deneyimlemiştir. En azından mesleki bir vizyon ve nosyon sahibidir.

Oysa belediyeleri yönetmeye talip olan kişiler böyle bir süreç yaşamıyorlar. Siyasi partilerin yerel yönetimlere seçilecek, değişik aşamalarında görev alacak kişiler için kendi içlerinde yürütttükleri bir eğitim faaliyeti de yok. Genellikle siyasetin muhtelif süreçlerinde deneyim kazanmamış, ama şehrin sevilen, sayılan simaları yerel yönetimlere aday gösterilir ve böylece seçilme şanslarının yüksek olduğu düşünülür. Partilerin yerel örgütlerinde görev almış, il veya ilçesinin sorunlarına vakıf kişilerin de yerel yönetimlerde görev alması mümkün olabilse de, çoğu zaman yerel politik çekişmeler, çıkar ilişkileri, gruplaşmalar yüzünden pek şansları kalmıyor.

Şu acı gerçeği kabul etmemiz gerekiyor; belediyeler, mahalli anlamda muhtelif çıkar ilişkilerinin etkisinde kalarak yönetiliyor. Geçen yıl ziyaret ettiğim bir belediyede, seçimle göreve gelmiş bir yerel yönetici “bu işin böyle olduğunu bilseydim, hiç girmezdim” itirafında bulunmuştu.

Hemen belirtelim, eleştirilerimiz bütün belediyeler için geçerli değil. Başkandan başlayarak, belediye meclisleri ve diğer kadrolarda görev alanların, müdüründen işçisine idealistçe çalıştıkları, halka hizmetten başka bir şey düşünmedikleri belediyelerimiz de var. Geçmişte de iyi örneklerini çok gördük. Bir belediye başarılı işlere imza atıyorsa, bilin ki orada ülkesini seven, fedakar ve çalışkan memleket evlatları vardır ve iyi işler onların sayesinde gerçekleşmektedir.  

Ama sistem, yozlaşmaya çok müsait ve halka değil, belli kesimlere hizmet etmek isteyenler için de büyük açıklara sahip. Sorun da burada başlıyor. Artık iletişim ve teknoloji çağındayız, herşey hemen biliniyor, fark ediliyor, bilgi ışık hızıyla yayılıyor. Sosyal tepkisellik de zirvede. Dikkat ediyorum, kamusal hizmetlerle ilgili, medyada ve sosyal medyada halkın tepkisine yol açan pek çok meselede hep belediyelerin ismi geçiyor. Genellikle kamu harcamalarının nerelere, ne miktarda yapıldığını içeren eleştiriler, kamu yararı gözetilmeyen yanlış yatırımlar ve politik anlamdaki tutarsızlıklara gösterilen tepkiler ön plana çıkıyor. Bu tepkiselliğin istisnasını “bazı” CHP’li belediyelerde görüyorum. Sanırım iktidarda olmadıkları için, oy veren seçmenleri tarafından bu partinin belediyeleri pek eleştirilmiyorlar. Hatalarına bile ideolojik sebeplerle sahip çıkılıyor, görmezden geliniyor. Çeşitli hizmetlerde sorun olsa da, mesela şehir içi yollar onarılmasa, sular akmasa da, yağmur yağdığında evleri, işyerlerini yeterli altyapı çalışması yapılmadığı için sular bassa da ses çıkaran çok az. Genellikle böyle yerlerde CHP başarısız olmuş bir belediye başkanını bir sonraki seçimde yeniden aday göstermeyip, başka bir adayı öne sürerek, yani yeni umutlara hitab ederek oylarının eksilmemesini sağlamayı başarıyor. İktidar partisini destekleyenlerde ise durum biraz farklı. Hem partili, hem de diğer partilerden olan belediyelere eleştiriler açıkça yapılıyor. Tepki gösteriliyor.

Özellikle bazı belediye başkanlarının icraatlerinde, birer kamu yöneticisi olarak yetişmemiş olmalarından kaynaklanan sorunlar gözlemleniyor. Yaptıkları basın açıklamalarındaki gaflar, çeşitli sosyal faaliyetlerdeki yanlış tutumları, politik tercihlerini uygulamaya geçirirkenki hataları ve çelişkileri tepki alıyor. 

Günümüzde belediyelerin istihdam alanı sağlama işlevi görmeleri dışında, topluma sağladıkları kamusal yararlar, maliyetlerinin çok altında kalmaya başladı. Parti farkı gözetmeksizin, belediye dediğimiz yerel yönetim modeli topluma yük olmaya başladı. Emlak vergisi ödeyen evlerin bulunduğu sokaklara hiç uğramayan, yollarını tamir etmeyen, sorunlarını çöz(e)meyen o kadar çok belediye var ki. Sivrisinekle bile mücadele edemeyen belediyeler, pek çok şehrimizde imarı da mahfettiler. Çarpık kentleşmede, betonlaşmada belediyelerin rolü çok büyük. Büyük depremde yaşadığımız faciada belediyelerin sorumlulukları pek dile getirilmedi ama halkımızın hafızasında yer etti, biliniyor. Belediye yönetimlerinin çoğu, alanlarına giren harcamalarda şeffaflık sözü vererek göreve geliyorlar ama birkaç hafta sonra bu sözlerini tutmuyorlar. Tutan varsa da çok az.

Haklarını teslim edelim, hemen hemen bütün belediyeler çöp toplama konusunda başarılılar. Çünkü geçmiş yıllarda çöp yığınlarından dolayı halktan nasıl bir büyük tepki aldıklarını not etmiş durumdalar. Bir daha tekararlanırsa aynı tepkiyi almamak için çöp toplama hizmetini asla aksatmıyorlar. Ama tepki almadıkları diğer sorunlar ve aksaklıklar çoğunun umurlarında bile değil, erteliyorlar. Halk bütün bunların farkında.

Yaşam kalitemizi artırmak istesek de bunu bireysel olarak sağlamak pek kolay olmuyor, çünkü bu kaliteye arka çıkan, destekleyen bir kamu kurumu gerekiyor. Bunun için de gereken kamusal yetkilerin kurum olarak belediyelere verildiğini görüyoruz. Başarısız bir belediye yönetimi sadece kamu gelirlerini çarçur etmekle kalmayıp, halkımızın yaşam kalitesini de olumsuz etkiliyor.

Bazı kesimlerce yerel yönetimlerin daha da güçlendirilmesi, politik olarak yerelliğin özgürlük simgesi olarak gösterilmesi tamamen algısal bir çalışma. Küreselcilerin ulus-devletlerde izlediği, zayıflat ve yönet, böl ve yönet politikalarına yönelik bir imaj çalışması sadece. Bir çok Avrupa ülkesinde belediyeler yok, yerel hizmetler merkezi idareye bağlı kamu kurumlarıyla yürütülüyor. Mesela Avrupa Birliği adlı küreselci kuruluşun merkezlerinden birisi sayılan Almanya’da belediye veya başka herhangi bir müstakil yerel yönetim yok!

Geçen hafta sayın Devlet Bahçeli il sayısının yüze çıkarılmasını teklif etti. Hemen ardından çeşitli mecralarda, bu girişimin kamu harcamalarını artıracak etkileri olabileceği konuşuldu. Oysa kamu harcamaları hali hazırda belediye dediğimiz yerel yönetim modeli tarafından rasyonel kullanılamıyor zaten. Eğer yüz vilayet teklifi vesilesi ile belediye sistemi de gözden geçirilir ve yeni bir yerel yönetim modeli gündeme getirilirse çok iyi olur. Sosyal yapımıza daha uygun bir model geliştirilmesi sayesinde, harcamaların azalacağı ve daha çok hizmete dönüşeceği günlere ulaşabiliriz. Yüz vilayet ile belediyelerin yetki ve sorumluk alanındaki hizmetlerin merkezi yönetime devredilmesi, çok daha hızlı ve çözüm odaklı bir modele imkân tanıyabilir. Belediyeler bünyesinde görev almış, deneyimli insanlarımızın bu defa merkezi idareye bağlı olarak çalışması elbette mümkün ve çok daha verimli olacaktır. Türkiye Yüzyılı’nda hantal ve verimsiz kurumlardan kurtulmak, hem devletimiz hem de toplumuz için gerekli görünüyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR

1