Adıyaman, bugünlerde “onaltı” serlevhalı ebru sergisiyle şenleniyor. Adıyaman Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ebru Sanatkârı Dr. Muhammet Çevik, on yıllık sanat birikimini “Onaltı” başlıklı ilk şahsi sergisiyle sanatseverlerin ve özellikle üniversite gençliğinin irfanına arz ediyor.

Adıyaman Halk Kütüphanesi bünyesindeki Komagene Kültür Merkezi’nde kapılarını açan sergi, sadece estetik bir seyir zevki sunmakla kalmıyor; aynı zamanda üniversite eğitiminde sanatın ve estetiğin nasıl bir “vizyon anahtarı” olduğunu da yeniden gündeme taşıyor.

İsmini ebrunun tarih sahnesine çıktığı 16. yüzyıldan alan sergi; ebru, ebrulu tezyin ve ebrulu tasarım örnekleriyle geçmişin mirasını istikbalin tasarımıyla buluşturuyor.

Üniversitede Sanat: Sadece Bir Hobi Değil, Bir Bakış Açısı
Sergi vesilesiyle görüşlerine başvurduğumuz Dr. Muhammet Çevik, sanatın üniversite eğitimiyle olan sarsılmaz bağını şu sözlerle ifade ediyor: Üniversite, sadece teknik bilginin aktarıldığı bir mekân değil, bir ‘cihanşumûl (evrensel) bakış açısı’ inşa etme yeridir. Estetik kaygı taşımayan bir eğitim, kuru bir bilgi yığınından ibaret kalır. Bizim geleneksel sanatlarımız, özellikle ebru; talebeye sabrı, tevekkülü ve kâinattaki o muazzam nizamı bir teknenin başında keşfetme imkânı sunar. Ebru sanatı ile hemhal olan bir genç, sosyoloji okurken de mühendislik yaparken de ‘zarafet’ ve ‘ölçü’ kavramlarını hayatının merkezine alır. Bu, onun meslek hayatına katacağı en büyük katma değerdir.”

Kulüpler: Kadim Mirasın Modern Meşkhaneleri
Dr. Çevik’in Adıyaman Üniversitesi bünyesindeki Kadim Sanatlar Kulübü nezdinde yürüttüğü çalışmalar, üniversite gençliğinin sadece akademik değil, rûhî tekâmülüne de hizmet ediyor. Çevik, kulüp çalışmalarının önemini şu vurgularla dile getiriyor: “Üniversite kulüplerinde yaptığımız sanat çalışmaları, gençleri dijital dünyanın sığlığından ve ekran bağımlılığından çekip alarak, bizzat ‘üreten’ ve ‘tefekkür eden’ birer şahsiyete dönüştürüyor. Burada kurulan usta-çırak ilişkisi, sadece boya atmayı öğretmez; bir edebi, bir duruşu ve medeniyetimize dair bir kimliği miras bırakır. Gençlerimiz bu kulüplerde fırça tutarken, aslında kendi iç dünyalarındaki karmaşayı sadeleştiriyorlar.”

Depremin Hüznünden Sanatın Sükûnetine
Sanat yolculuğuna 2008 yılında Doç. Dr. Ömer Sabuncu ile başlayan ve daha sonra hüsn-i hat ebru sanatlarının dünyaca ünlü ismi Fuat Başar’dan icazet seviyesine ulaşan Dr. Çevik için bu serginin bir diğer anlamı da “iyileşme”. Özellikle 6 Şubat depremlerinin getirdiği büyük hüzün ve kayıpları bir “sükût ve tefekkür” dönemine dönüştüren sanatkâr, bu süreci gönül dünyasında derinleşme vesilesi kılmış.

Çevik, “Sanat, en büyük acıların içinden bir umut ışığı süzmektir. Biz teknemizin başına geçtiğimizde, sadece boyaları değil, gönlümüzdeki tortuları da suyun yüzeyine bırakıyoruz,” diyerek sanatın rehabilite edici gücüne dikkat çekiyor.

Ebruda Birleşen Disiplinler
Muhammet Çevik’in eserleri incelendiğinde; ebrunun sadece kâğıt bezeme olmadığı; hüsn-i hat, tezhip ve kat’ı teknikleriyle birleşerek kendine has bir “tezyinat terkibi” meydana getirdiği görülüyor.

Bu çok disiplinli yaklaşım, tam da modern üniversite eğitiminin hedeflediği “disiplinlerarası düşünme” yeteneğinin sanattaki bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

12 Mayıs 2026 tarihine kadar açık kalacak olan “Onaltı” sergisi, Adıyaman’ın Akdağ eteklerinde yükselen bu kadim sesin, gençlerin estetik ufuklarında nasıl bir yankı bulacağını merak eden tüm sanatseverleri bekliyor. Dr. Muhammet Çevik’in teknesinden süzülen her bir damla boya, aslında köklü bir medeniyetin yarınlara olan güvenini temsil ediyor.

İSTANBUL-İTTİFAK GAZETESİ HABER MERKEZİ
