Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Adem Acar
Adem Acar

Türkiye Turizmi: Çok Daha Fazlasını Hak Ediyoruz

Türkiye, turizm denildiğinde dünyada akla gelen sayılı ülkelerden biri. Üç tarafımız denizlerle çevrili, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyoruz. İstanbul’dan Kapadokya’ya, Antalya’dan Şanlıurfa’ya kadar her bölgemizin kendine özgü bir hikâyesi var.

Fakat turizm yalnızca otellerin dolması, uçakların inmesi ve turist sayısının artması değildir.

Asıl mesele, gelen misafirin ülkemizden nasıl ayrıldığıdır.

Bir turist Türkiye’ye geldiğinde yalnızca bir oda satın almıyor. Bir şehir görüyor, bir taksiye biniyor, bir restoranda yemek yiyor, esnaftan alışveriş yapıyor, müzeleri geziyor ve en önemlisi Türk insanıyla karşılaşıyor. Dolayısıyla turizm, ülkemizin dünyaya açılan en önemli pencerelerinden biridir.

Bugün özellikle İstanbul, dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Tarihi yarımada, Boğaz, saraylar, camiler, müzeler ve eşsiz mutfağımız milyonlarca insanı kendine çekiyor. Ancak bu büyük potansiyelin yanında çözmemiz gereken ciddi sorunlar da var.

Fiyat, kalite ve güven dengesini korumak zorundayız.

Turistten kısa vadede daha fazla para kazanmayı düşünürsek, uzun vadede kaybedebiliriz. Fahiş fiyat, kötü hizmet, taksicilikte yaşanan sorunlar, kayıt dışı işletmeler ve turistlere farklı fiyat uygulamaları ülkemizin turizm imajına zarar verir.

Bir turistin Türkiye’den memnun ayrılması, aslında bizim için ücretsiz bir reklamdır. Memnun kalan turist ailesine, arkadaşlarına anlatır; sosyal medyada paylaşır ve yıllar sonra tekrar gelir.

Bu nedenle turizm sektöründe çalışan herkesin üzerine büyük bir sorumluluk düşüyor.

Otelden restorana, taksiciden tur rehberine, esnaftan havalimanı çalışanına kadar herkes bu sektörün bir parçasıdır.

Bir başka önemli konu ise turizmi 12 aya yayabilmek.

Türkiye’nin turizmi yalnızca yaz aylarına ve sahil bölgelerine bağlı olmamalı. Kültür turizmi, gastronomi, sağlık, kongre, spor, inanç ve doğa turizmiyle Anadolu’nun tamamını yıl boyunca turizm ekonomisinin içine dahil edebiliriz.

Örneğin İstanbul’a gelen bir turist yalnızca Sultanahmet’i görüp dönmemeli. Anadolu’nun tarihi şehirlerini, yöresel mutfağını, köylerini ve kültürünü de keşfedebilmeli.

Çünkü Türkiye’nin en büyük turizm ürünü aslında Türkiye’nin kendisidir.

Bunun için de sadece turist sayısını konuşmak yerine turist başına düşen geliri, memnuniyeti ve tekrar ziyaret oranını konuşmamız gerekiyor.

Turizmde başarı, havaalanında kaç kişinin giriş yaptığıyla değil, o insanların ülkemizden hangi duygularla ayrıldığıyla ölçülmeli.

Türkiye’nin turizmde daha büyük hedeflere ulaşacağına inanıyorum. Ancak bunun yolu yalnızca daha fazla otel yapmak veya daha fazla reklam vermekten geçmiyor.

Kaliteli hizmet, doğru fiyat, eğitimli personel, güçlü denetim ve misafire duyulan saygı…

Bunları başarabilirsek Türkiye, turizmde sadece dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri değil, en çok tercih edilen ve en çok sevilen ülkelerinden biri olabilir.

Çünkü bizim tarihimiz var, kültürümüz var, mutfağımız var, doğamız var.

Ve en önemlisi, anlatacak çok büyük bir hikâyemiz var.

Şimdi mesele, bu hikâyeyi dünyaya doğru anlatabilmek.

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR

1234567