Tarih Sohbetleri: Mahmud Şevket Paşa ve Resneli Niyazi Olayları
Son zamanlarda basın ve yayın organlarında İttihat ve Terakki Partisi firarileri birer kahraman gibi gösterilmeye çalışılmakta ve övgü dolu nostaljik yayınlar yapılmaktadır. Öyle ki, TV’lerde dağa çıkarak milleti haraca bağlayan tescilli eşkıya yeni nesillere örnek alınacak kumandan olarak anlatılınca güvenlik olaylarında da her gün artışlar olmaktadır. Devlet-i Âliyye’nin yıkılış günlerine denk gelen 20 senelik Meşrutiyet dönemi belki de Osmanlıca bilmememiz sebebiyle karanlıklar içinde kalmıştır. O günlerin olaylarını arşiv belgeleri üzerinden tahlil edecek objektif tarihçiler nerede?
Bu sohbetimizde İttihat ve Terakki Partisinin ileri gelenlerinden Sadrazam (Başbakan) ve aynı zamanda Harbiye Nazırı olan Mahmud Şevket Paşa’nın hükümet merkezi Babıali’yi basarak iktidarı nasıl ele geçirdiğinden ve ektiği tohumların meyvelerini nasıl biçtiğinden, keza, Hareket Ordusu komutanlarından Resneli Niyazi’nin de İstanbul baskını sırasında dindar halka nasıl zulmettiğinden ve nasıl bir akıbete maruz kaldığından bahsedeceğiz.
Genel Kurmay Başkanı ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa İttihatçılar tarafından Çatalca yakınlarında Hareket Ordusunun başına getirilerek İstanbul’da asayiş temin etmiştir. Paşa, padişahı tahtından indirir ve işgale tepki olarak çıkan olayları bastırır. İkinci Abdülhamid Hassa Ordusuna emir vermiş olsaydı İstanbul’a yaklaşan Hareket Ordusu gerisin geriye Selanik’in yolunu tutacaktı. Ancak Müslüman kanı akmasın diye padişah askeri mukavemet gösterilmesine izin vermedi. Yoksa bütün hazırlıklar yapılmış ve özel yetiştirilmiş askerler pusuda onları bekliyorlardı. Hareket Ordusu Balkan Dağlarından toplatılmış eğitimsiz kişilerden oluşan bir ordu idi. Padişahın bu jestini anlamak istemediler ve İstanbul’da savunmasız 230 masumu öldürdüler. Kendilerinden de 49 kişi öldü. Kazım Karabekir Paşa hatıralarında, ölen 49 kişiyi morglarda kontrol sırasında sünnetsiz olduklarının göründüğünü yazar. Bu ifadeler Hareket Ordusu askerlerinin hangi unsurlardan oluştuğunu göstermesi bakımından önemli bir bilgidir.
Mahmud Şevket Paşa idarede söz sahibi olduktan sonra Meclis-i Mebusana talimat verip Abdülhamid’i tahtından indirir ve Selanik’te bir Yahudi iş adamına ait köşkte (Aletini) zorunlu ikamete gönderir. Padişahın dünya ile irtibatı kesilir. Kendisine günlük gazete ve hiçbir bilgi verilmez.
9.11.1912 tarihinde Tahsin Paşa Selanik’i elleriyle Yunanlılara teslim edince padişah İstanbul’a nakledilir. Abdülhamid’e masraflarını karşılaması için aylık 1000 lira, Mahmud Şevket Paşa’ya ise 15.000 lira maaş tahsis edilir. Paşa’nın yıldızı parlar, sözleri kanun gibi uygulanır. Ancak İttihatçıların yanlış politikaları yüzünden aynı anda başlayan Balkan, Trablusgarp, Filistin, Alasonya ve Yemen savaşlarını sevk ve idare edecek çapta bir askeri kabiliyete sahip değildir. Selanik’i Yunanlılara teslim eden Tahsin Paşa yerine başka bir komutan atayabilirdi. Trablusgarp’taki askerleri Yemen’e yollayıp silahlarını da Balkan savaşında kullanılmak için İstanbul’a sevk ettirmekle büyük bir askeri hata işler. Libya silahlardan arındırılınca, Teşkilatı Mahsusa’nın Sinusi tarikat mensuplarıyla birlikte İtalyanlara karşı yürüttükleri direniş başarısızlıkla neticelenir. Sinusîler Almanların Halife imzasıyla her dilden yayınladıkları cihat çağrısına ilk uyan topluluklardan idi. Bir seferinde Mısır’daki İngilizlere karşı büyük bir zaafer kazanıp birkaç köyü ele geçirmişlerdi.
Ülkenin içinde bulunduğu durum vahimdi. İkinci Balkan Savaşı sebebiyle Balkan ülkelerinden gelen göçmenler bütün camileri doldurmuştu. Mahmud Şevket Paşa böylesi kaotik bir ortamda Harbiye Nazırlığını kerhen üstlenmişti. Alasonya’da savaşacak orduya komuta etmek için görevlendirildi, ordunun yenileceğini bildiği için bu görevi kabul etmedi.
Gelişen olaylar üzerine Mahmud Şevket ve İsmail Enver Paşalar Babıâli’yi bastı. Bu baskın, darbeler tarihinde sık sık zikredilir ve sonradan darbe yapanlar kendilerini bunlara direnen “Halaskârân-ı Zâbitan”a (kurtarıcı subaylara) benzetirler. Ancak Halaskarân-ı zabitan, baskın yapanlara karşı çıkan vatanperver grubun adıdır.
Paşaların Babıali’yi basması askerlerimiz için kötü bir örnek olmuştur. Cumhuriyet tarihinde darbe yapanlar Halaskaranı Zabitan maskesi taktılar ancak ittihatçılar gibi kurulu düzeni değiştirdiler. Çıkan olaylarda Harbiye Nazırı Nazım Paşa öldürüldü ve Sadrazam (Başbakan) Kâmil Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. 23 Ocak 1913 tarihinde meydana gelen bu olay “Babıâli Baskını” olarak tarihe geçti. Darbenin arkasında tabi ki Enver, Mahmud Şevket Paşa ve diğer İttihatçı subaylar vardı.
(Cumhuriyet Tarihi boyunca silahlı kuvvetlerimiz 1960, 1962, 1971, 1980 ve 1998 tarihlerinde maalesef zamanın seçimle gelmiş olan hükümetlerini görevden uzaklaştırırken Meşrutiyet dönemindeki bu olayları örnek aldı. 1960 darbecileri Başbakan, Hariciye ve Maliye Bakanlarını idam ettiler. Geçen sene Kara Harp Okulu mezuniyet töreninde teğmenlerin program dışı çeşitli slogan atmaları ve iktidara karşı kılıç şakırdatmaları bazı yazarlar tarafından İttihatçı zihin kodlarının ordumuzda hala varlığını sürdürdüğüne bağlanarak açıklanmıştı).
Öte yandan, Mahmut Şevket Paşa’nın önünü açanlar da kesenler de İttihatçılar idi. Kendisi Balkan kökenli değildi. Aslen Çerkez idi ve babasının görevi sebebiyle Bağdat’ta doğup büyümüştü. Ancak makamın verdiği güç zehirlenmesi sonucu İttihatçılarla arası açıldı onlara danışmadan kararlar almaya başladı. Oysa İttihatçılar uzun bir plan yapmışlardı, planları Mahmud Şevket Paşa yüzünden uygulanamıyordu. Paşayı önlerinde bir engel olarak görmeye başladılar ve onu ortadan kaldırmak için suikast timleri kurdular.
Paşa günümüzde İstanbul Üniversitesi olarak kullanılan Harbiye Nezareti binasındaki işlerini tamamlayıp Balkan Savaşını görüşmek için arabasıyla Cağaloğlu’ndaki Babıali’ye giderken Beyazıt Caminin Kapalıçarşı tarafında yolu bir tabut taşıyan kalabalık tarafından kesildi. Yaverleri yolu açmak için arabadan indi. Bu sırada eski asker Yüzbaşı Kazım başkanlığındaki 4-5 kişilik çete gurubu tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Sicili cinayet olayları ile dolu Topal Tevfik, M. Şevket Paşa’ya ateş etmişti, öldüğünden emin olmak için makam arabasının üstüne çıktı ve ikinci silahındaki mermileri de kanlar içindeki Genel Kurmay Başkanının başına boşalttı. Paşa yaralı bir halde Harbiye Nezaretine götürüldü ve son kez konuşmak için çabalamışsa da ne demek istediği anlaşılmadı ve 12 dakika sonra vefat etti.
Hepsi de gözünü daldan-budaktan sakınmayan eğitimli katiller yedek şarjörleri ile birlikte 3 adet silah yanlarında taşıyorlardı ve saldırıdan sonra sığındıkları Pire Mehmet Sokağı 1 nolu evde aylarca yetecek cephane ve yiyecek stoklamışlardı, hatta evde makinalı tüfek bile vardı. Orada saklandıklarını halk güvenlik güçlerine ihbar etmişti. Evin ilk kuşatılması sırasında güvenlik güçlerinin başında bulunan Teğmen Hilmi Beyi kurşunlayarak cansız yere sermişlerdi. Daha sonra Kuşçubaşı Eşref çağrıldı. Kuşçubaşı bunlarla temas kurmakta sıkıntı çekmedi. Çünkü eski arkadaşları idi. Eski dostluklarını ileri sürerek kendilerine hiçbir eziyet ettirmeyeceği ve adaletin kararına da saygılı olmaları gerektiği taahhüdünü vererek teslim olmalarını sağladı.
Katiller idam edildi. Cinayet olayı tarihe bir kara leke olarak geçti. Bu cinayetin ardındaki sır perdesi ise hala aydınlatılmamıştır.

İttihatçıların baskısı ile idam edilen Damad-ı Şehriyarî Salih Paşa (Kaynak Cemal Kutay’ın Örtülü Tarihimiz 1. Cild sayfa: 242)
İdam edilenler arasında Osmanlı Hanedanının damadı Salih Hayrettin Paşa da bulunuyordu. Salih Paşa’nın olayla hiçbir ilgisi yoktu. Prens Sabahattin ise yurtdışına kaçırılarak kurtarılmıştı. İdam kararını mahkeme vermişti ama padişah onaylarsa gerçekleşecekti. Salih Paşa’nın eşi Münire Sultan padişahın huzuruna gözyaşları içinde çıktı, bütün ağlama ve yalvarmalarına rağmen eşinin idam edilmesine engel olamadı. Sultan Reşad kararı İttihatçılardan korktuğu için onayladı ve Salih Paşa idam edildi. Çünkü Cemal Paşa padişaha; “Salih Paşa’nın da bulunduğu mahkemenin verdiği kararı onaylamazsanız ben idam ederim, siz de beni idam edersiniz” diyerek padişahı tehdit etmişti. Padişah bu yüzden istemeyerek eniştesi olan Paşa’nın idamını onaylamıştı.
Mahmud Şevket Paşa cinayeti, rüzgâr ekenin fırtına biçtiğini ve su testisinin su yolunda kırıldığını anlatan fiili bir örnektir. Olayın en dramatik tarafı ise katillerle birlikte bir hanedan mensubu paşanın da idam edilmesi ve baştan başa ülkeye bir korku havasının yayılmasıdır.
İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri çeşitli suikastlar sonucu işbaşına gelmişti. Serbesti Gazetesi Başyazarı Hasan Fehmi Beyin öldürülmesi, Saday-ı Millet Gazetesi sahibi Ahmet Samim Beyin katledilmesi, Zeki Bey Suikastı. 31 Mart Vakası, Babıali Baskını, Şevket Paşa’nın katledilmesi…bunların iktidarda kalmaları için işlenmiş siyasi cinayetlerdir.
İttihatçılar genç subayları tecrübe gerektiren paşalık görevlerine getirdiler. Enver Paşa kardeşi Nuri Bey’e Paşa rütbesi vermişti. Tecrübesiz genç paşalar koca ülkenin dört tarafında meydana gelen savaşları idare edemediler, bazıları cepheden kaçtı, bazıları Selanik’i ve ordunun silahlarını Yunanlılara teslim edip İsviçre’ye yerleşti. Neticede, Yaşasın vatan, Yaşasın Millet, Yaşasın Hürriyet sloganları ile yola çıkan partinin liderleri, koca imparatorluğu paramparça edip merkezi idarede de bir kaos ortamı yarattıktan sonra yurtdışına kaçtılar.
Son zamanlarda Mahmut Şevket Paşa’ya izafe edilen bir ses kayıt videosu sosyal medyada yayınlanmaktadır. Söz konusu sesin Şevket Paşa’ya ait olup olmadığını bilmiyoruz. Yarın, Selanik’te Hareket Ordusunu galeyana getirmek için yapılan konuşmaların ses kayıtları da (!) yayınlanırsa şaşırmamak lazım. İkinci Abdülhamid’e hitaben kaydedilen ve nezaketsiz hezeyanlarla dolu bu ses kaydından, olayı bütün boyutlarıyla inceleyen Cemal Kutay hiç bahsetmemektedir. Aksine Mahmud Şevket Paşa’nın son derece kibar bir insan olduğunu ve bu yüzden İttihatçılarla yollarının ayrıştığını kaydetmektedir. Kayıtta İkinci Abdülhamid’e hakaretin bini bir para. Yapılan yorumlarda ise iyi ses taklidi yapan bir tiyatrocunun bu tarihi olaya uygun bir ses tonuyla bu seslendirmeyi yaptığı yazılmaktadır. Biz konuyu objektif tarihçilere bırakalım.
Bu ses kaydını dinleyenler Paşa’yı sanki Abdülhamit taraftarlarının öldürttüğünü zannedebilirler. Sesin 100 yıl sonra ortaya çıkması da böylesi bir şüpheyi teyit ediyor. Oysa, bütün tarihçiler Mahmud Şevket Paşa’yı İttihatçıların öldürttükleri hususunda müttefiktirler. (Kaynak: İA)
***
Geçmişi böylesi cinayetlerle dolu İttihatçı zihniyetin uzantıları yeniden ülkemizin egemenliğini ele geçirmek istemektedirler. Öyle ki; bazı siyasetçiler kendilerini İttihatçıların aksakallıları olan Jön Türklerin devamı olduklarını TV’lerde söyleyebiliyorlar. Böylesi bir beyanda bulunmak için insanın ya cahil ya da tarihi olaylardan habersiz olması gerekir. Zira bu teşkilatlar Devlet-i Aliyye’yi batıran örgütlerdir. Fakat bu zihniyet bundan rahatsız olmuyor. Bu arada boş durmuyorlar. Günümüzde hazırlanan ve halen TBMM komisyonlarına sevk edilen, ya bir Cuma saatinde (!) veya bir gece yarısı baskını ile Meclis Genel Kurulundan hükm-i karakuşî ile geçirilmesi planlanan yeni torba yasasının 195’inci maddesinin arasına, Turgut Özal’ın çetin mücadeleler sonucu kaldırdığı CK 163. Maddenin yeniden eklenmeye çalışılması ve bu kanunun özellikle Millî Görüş kökeninden gelmiş bir iktidar zamanında çıkarılacak olması toplum tarafından infialle karşılanacak ve dindar vatandaşlarımızı derin bir hayal kırıklığına uğratacaktır. Yasaklanacaksa devlet adamlarını katleden, canilerin faaliyetlerine zemin hazırlayanları öven yayınların yasaklanması lazım.
Maalesef İttihat ve Terakki Partisi liderleri hakkında basın ve yayın organlarımızda (TRT dahil) övücü yayınlar yapılmaktadır. Mahmud Şevket ve Enver Paşa’nın Yıldız Saray Yağması ve Babıali Baskını ortada iken bu olayların komutanlarını ak sütten çıkmış kaşık gibi göstermek milletin aklı ile alay etmektir. Cemal Paşa, Mahmut Şevket Paşa’ya bir suikast düzenleneceğini biliyordu. Tedbir alıp olayı önlemedi. Bilahare hatıratında dikkatleri başka tarafa çekmek için aralarında kendisinin da dahil olduğu 56 kişinin aynı zamanda öldürüleceğini yazdı. Paşa’nın yazdığı bu iddia hiçbir tarihi kaynak tarafından doğrulanmamıştır. (Kaynak: Örtülü Tarihimiz,1. Cild-Cemal Kutay)
***
Hareket Ordusu Komutanı Resneli Niyazi’nin öldürülmesi ve 31 Mart Vakası olaylarına gelince, eğer İkinci Abdülhamit Hassa Ordusuna bunları vurun emri verseydi İstanbul’da muhtemelen Nika Ayaklanmasına benzer bir olay yaşanacaktı. Selanik’ten gelenler, İstanbul camilerinde ve sokak aralarında 230 kişilik savunmasız insanı öldürüp, 450 kişiyi yaraladılar. Bunlar, devletin hiyerarşisini de bozdular ve 600 senelik kurulu düzen içindeki ülkeyi gerilla mantığıyla yönetmeye kalktılar. Örgütün temel düşünce yapısı komitacılık idi, kendileri gibi düşünmeyenleri ortadan kaldırıyorlardı. Devletin en üst makamındaki padişaha dahi bilgi vermiyor, Padişahtan ve Meclisi Mebusandan habersiz kararlar alıp uyguluyorlardı. Şevket Paşa devlet sırrı deyip padişahtan askeri bilgi gizliyordu. Teşkilat-ı Mahsusa’yı Envar Paşa devlet imkanlarıyla kurmuştu ancak teşkilattan sadece kendisine bilgi veriliyordu.
İstanbul kuşatması sırasında Hareket Ordusu silahlarından çıkan 120 adet kurşun izi hala Fatih camiinde duruyor. Demek ki bunlar camilerde veya türbelerde namaz kılan- Kur’an okuyanları da öldürmüşler. Bir geyik yavrusu ile gezerek eylemlerine mistik (!) bir hava katan Resneli Niyazi isimli komutan Hamidiye Türbesinde (II. Mahmud Türbesi) Kur’an okuyan Mesnevîhan Hafız Rıfat Efendi’yi yan tarafından kurşunlayarak öldürmüştü. Bilahare kendisi de Arnavutluk’un Avlonya Limanında gemi beklerken yanında kavgaya tutuşan üç-dört genci ayırırken yan tarafından aynı şekilde kurşunlanarak öldürülmüştü. Hangi sebeple kimler tarafından öldürüldüğü bilinmiyor. Bu olayı bazı tarihçiler ihkâk-ı hak olarak yorumlamışlardır.
Özetle, Mahmud Şevket Paşa ve Resneli Niyazi’nin katledilmeleri olaylarında ibret alınacak çok dersler var. Biz “su testisinin su yolunda kırıldığı” dersini çıkardık.
Osman Şahin
Araştırmacı
Kaynakça
-Örtülü Tarihimiz – Birinci Cilt, Cemal Kutay
-Teşkilat-ı Mahsusa – Philip H. Stoddart 3. Baskı
-Mirat-ı Hattatîn – Eğinli Süleyman Efendi.
-İslam Ansiklopedisi – Mahmud Şevket Paşa maddesi.
.
