Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp

Taksim’de Yünden Yürek!

İstanbul’un sanat kalbi Beyoğlu, bugünlerde yünün sabun ve suyla yoğrularak

İstanbul’un sanat kalbi Beyoğlu, bugünlerde yünün sabun ve suyla yoğrularak sanata dönüştüğü kadim bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor. Ümraniye Belediyesi Geleneksel Sanatlar Akademisi bünyesinde filizlenen ve Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda kapılarını açan “Yünden Yürek” Keçe İşleme Sergisi, sadece bir sergi olmanın ötesinde, geleneksel Türk el sanatlarının İstanbul’da asrî şuurla yeniden doğuşunu müjdeleyen derin bir sanatsal hafıza hamlesi olarak karşımıza çıkıyor.

İsmet Yıldırım: “Sanat, Toplumların Hafızasını Diri Tutan En Güçlü Değerdir”

Serginin kurumsal vizyonunu ve kültürel köprü misyonunu en net ortaya koyan yaklaşım, Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım’ın katalog için kaleme aldığı sunuş metninde yer alıyor. Sanatın toplumsal bellek üzerindeki kurucu rolüne değinen Yıldırım, yerel yönetimlerin bu alandaki tarihî mesuliyetini şu sözlerle ifade ediyor:

“Sanat, toplumların hafızasını diri tutan ve geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran en güçlü değerlerden biridir. Sanatçı ise bu köprüyü emeği, duyarlılığı ve özgün bakış açısıyla inşa eden kıymetli bir rehberdir. Ümraniye Belediyesi olarak, geleneksel sanatlarımızı yaşatmayı ve çağın diliyle geleceğe taşımayı önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Geleneksel Sanatlar Akademimiz bünyesinde hayata geçirilen ‘Yünden Yürek’ sergisi, bu anlayışın anlamlı bir yansımasıdır. Kadim keçe sanatının modern bir yorumla hayat bulduğu bu sergide yer alan eserler; sabrın, emeğin ve inceliğin güçlü ifadeleridir. Yünden Yürek’teki eserler yünün doğal dokusuyla biçimlenerek insan ruhuna ve hayatın en yalın anlarına içten bir dokunuş sunmaktadır. Hâsılı, ‘Yünden Yürek’, mücerret anlamda bir sergi değil; bizleri ortak bir hissiyatta buluşturan ve sanatın birleştirici gücünü yansıtan özel bir çalışmadır.”

İsmet Yıldırım, iş bu yaklaşımıyla belediyeciliğin sadece altyapı hizmetlerinden ibaret olmadığını, asıl ihyanın kadim kültürel mirasın bugünün estetik lisanıyla yeniden üretilmesinden geçtiğini tescil ediyor.

Zehra Ekmekçi Eşkin’in Rehberliğinde Yüne Dokunan Ruhlar

Bu büyük sanat hamlesinin kalbinde, Ümraniye Belediyesi Geleneksel Sanatlar Akademisi’nin keçe sanatı hocası ve sanat koordinatörü Zehra Ekmekçi Eşkin’in vizyonu ve adanmışlığı yer alıyor. Eşkin, Orta Asya bozkırlarından Anadolu’nun Ahilik geleneklerine kadar uzanan bu dokusuz, kadim tekstil malzemesini alarak, günümüz İstanbul’unda yepyeni bir boyuta taşıyor. Keçe sanatını geçmişin tozlu raflarından çıkarıp bugünün estetik dünyasına entegre etmek için yoğun bir gayret sarf eden Zehra Ekmekçi Eşkin, talebeleriyle birlikte adeta sessiz bir estetik irfan devrimi gerçekleştiriyor.

Daha önce keçe sanatı ile hiç tanışmamış olan yetenekleri, hummalı bir çalışma sürecinin ardından, -biiznillah- usta birer ressamın fırçasından çıkmış yağlı boya tabloları aratmayan nitelikte eserler üreten birer sanatçıya dönüştüren Eşkin, bu yoğun gayretlerle İstanbul’a hem yepyeni özgün eserler hem de bu sanata ömrünü adayacak taze isimler kazandırıyor. Onun koordinatörlüğünde şekillenen sergi, yünün, Anadolu coğrafyasının, Toros dağlarının orta yerinden neş’et eden sıcaklığını ruhumuzun, bir adım öte letâiflerimizin derinlikleriyle, hatıralarla, aidiyetle, asliyet ve terkip şuuruyla birleştiriyor.

Sanatın Kalbi Beyoğlu’nda Kadim Bir Meydan Okuma

Serginin, İstanbul’da sanatın nabzının attığı en dinamik ve merkezi noktalardan biri olan Beyoğlu’nda, Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde açılmış olması ise ontolojik anlamda ayrı bir öneme sahip. Beyoğlu, yüzyıllardır farklı kültürlerin ve modern sanat akımlarının kesişim noktası olma misyonunu taşımaktadır. Geleneksel tepme keçe gibi Orta Asya göçebe yaşam biçiminden süzülüp gelen, Malazgirt’le Anadolu’yu yurt kılan ve Ahilikle kurumsallaşan bir sanat ve zanaatın, Beyoğlu’nun tam merkezinde bu denli yüksek bir sanatsal vizyonla sergilenmesi, geleneksel sanatlarımızın rüştünü ve zamansızlığını modern dünyaya haykıran elit bir meydan okuma niteliğindedir. Böylelikte geleneksel olan, Taksim’in kalbinde kendine sarsılmaz bir yer bularak kültürel sürekliliğin en güçlü halkasını oluşturmuştur.

İbrahim Ethem Gören: “Toplumsal Hafızaya Sunulan Muazzam Bir Katkı”

Sergiyi ve kültürel arka planını değerlendiren sanat danışmanı, gazetemiz yazarı İbrahim Ethem Gören, Yünen Yürek’in sanat ve anlam derinliğe şu sözlerle dikkat çekiyor: “Kültür ve sanat alanında gerçekleştirilen bu tarz nitelikli çalışmalar, toplumsal hafızamıza doğrudan ve çok güçlü bir katkılar sunmaktadır. Unutulmaya yüz tutmuş bir sanatın/zanaatın, aslına sadık kalınarak modern bir estetikle harmanlanması ve bu estetiğin Taksim gibi bir merkezde sanatseverlerle buluşması fevkalade mühimdir. Geleneksel sanatlların korunması, ihya edilmesi ve gelecek nesillere eksiksiz bir şekilde aktarılması, kültürel kimliğimizin muhafazası adına hayati bir vazifedir. ‘Yünden Yürek’ sergisi, tam da bu noktada cemiyetimizin hafızasına (toplumsal belleğimize) taze ve estetik bir ümit zerk etmiştir.”

Belediyecilikte “Hamle Çapında” Bir İş: Anadolu İrfanını Yaşatmak

Bu başarının ardındaki kurumsal iradeyi de gözden kaçırmamak gerekir. Ümraniye Belediyesi’nin Akademi Ümraniye çatısı altında geleneksel sanatlara ve sanatçılarına böylesine güçlü bir şekilde sahip çıkması, sadece sıradan bir hobi kursu faaliyeti olarak görülemez. Belediyelerin bu alanda profesyonel eğitim ve kurs merkezleri açması, geleneksel sanatlar üzerinden Anadolu irfanının kök salması, şehir hayatında yaşaması ve yaşatılması adına kelimenin tam anlamıyla “hamle çapında” büyük bir iştir. Yerel yönetimlerin sağladığı bu kurumsal zemin ve imkanlar sayesinde; Anadolu’nun bin yıllık bilgeliği ve irfanı, belediyelerin açtığı bu kapılardan geçerek geleceğe taşınmaktadır.

Yünden Yüreğe Dokunan Eserler ve Liflerin Sanatsal Yolculuğu

Sergide yer alan ve tamamı “Doğal renkli koyun yünleriyle keçe tabaka üzerine işleme tekniği” ile hayat bulan 41 özgün çalışma, izleyiciyi adeta kelimelerin bittiği yerde yünün sıcak diliyle selamlıyor. Sergi salonunun girişinden itibaren izleyicileri karşılayan sanatsal kurguda, usta sanatçı Zehra Ekmekçi Eşkin’in kâinâtın muazzam ritmini yansıttığı “Renklerin Ahengi” adlı eseri ile insan ve çevre arasındaki saf dostluğa atıf yapan “Can Dostlar” isimli çalışması ilk büyük etkileyici dokunuşları oluşturuyor. Hemen ardından yine Eşkin imzası taşıyan ve fedakarlığın cihanşümul (evrensel) anıtı niteliğindeki “Bir Anne Bir Dünya” ile sevginin ortak paydasında buluşan ruhları simgeleyen “Üç Can, Bir Kalp” tablosu, yünün organik katmanlarında adeta can buluyor.

Görsel hikâye, Gülten Tula’nın insanın kendi içine dönüşünü derin bir sükunetle ele aldığı “İçimdeki Sessizlik” eseriyle devam ederken, Arzu Bulut’un köy hayatının hareketli yapısını nakşettiği “Anadolu’nun Ritmi” ve Fatma Usta’nın zamanın, kapıların ardındaki yaşanmışlıklarını hissettiren “Yorgun Kilit” isimli çalışmasıyla derinleşiyor. Zehra Ekmekçi Eşkin’in masum hayvan sevgisini estetik bir dille keçeye aktardığı “Aşkın En Tüylü Hali” , Zuhal Akşen’in sadâkâtı ve tesanüdü (omuz omuza) vermeyi işlediği “Sıkı Dostlar” ve Asuman Aslan’ın yaşamın içindeki küçük mutlulukları bir yumağın metaforik gücüyle sunduğu “Yumak Yumak Mutluluk” nâm eseri, yünün birleştirici gücünü gözler önüne seriyor.

Serginin orta aksına doğru ilerledikçe Meral Nalbant’ın içsel huzuru keçenin dingin yapısıyla buluşturduğu “Sükûtun Sesi”,  Mehtap Elmacı’nın hayatın geçiciliğini duru bir bakışla özetleyen “Bir Yudum Ömür” ve Tuğçe Torun’un sarsılmaz güven bağlarını liflerle sembolize ettiği “İyi Dostlar” çalışması izleyiciyi sarmalıyor. Fahriye Kamer Dinçer’in folklorik zenginlikleri tabii renk tonlarıyla sabırla işlediği “Anadolu’nun Rengi” , Gülsün Torun’un dışavurumcu zıtlıkları barındıran “Çığlığın Sesi” ve Sibel Cansu’nun yünün en duru, en lekesiz beyazıyla saflığı mühürlediği abidevî çalışması “Masumiyet”, geleneksel malzemenin çağdaş sanat diline nasıl adapte edilebileceğinin en nitelikli örneklerini sunuyor.

Meryem Eryumun’un izleyiciyi karmaşadan uzak bir dinginliğe davet eden “Huzurun Sesi” tablosu , Sema Demiryuguran’ın umutları ve geleceğe açılan pencereleri kurguladığı “Düş Penceresi” ve Serpil Bağcık’ın kışın saflığını estetik bir zarafetle dondurduğu “Kar Güzelleri” eseri yan yana estetik bir ritim oluşturuyor. ‘Hocaların Hocası’ Zehra Ekmekçi Eşkin’in nostaljik bir dokunuşla geçmişe duyulan özlemi sunduğu “Çocukluğun Tadı” , Dilek Us’un iç dünyasındaki güzellikleri yünün renk ahengiyle yansıttığı “Gönül Bahçesinden” ve Dilek Avcı’nın hayat yolculuğunu ve kader ortaklığını keçenin uzun soluklu üretim mantığıyla bağdaştırdığı “Yol Arkadaşları” isimli çalışması, serginin tematik bütünlüğünü pekiştiriyor.

Esra Kaynak’ın sevginin en doğrudan ifadesini lirik bir dille aktardığı “Kalpten Öpücük” eseri , Gülşen Çağlayan’ın adeta bir portre ressamı titizliğiyle insan yüzündeki ifadeleri lif lif şekillendirdiği “Masumiyetin Yüzü” ve Kübra Kol’un yapaylıktan uzak duruluğu sergilediği “Saf Sevgi” tablosu sergideki duygusal yoğunluğu zirveye taşıyor. Dilek Us’un neşeyi ve bereketi canlı tonlarla yüzeye taşıdığı “Al Yanak, Al Elma” çalışması , Nermin Çom’un yalnızlık anlarındaki rûhî (içsel) sığınakları vasfeden (betimleyen) “Yalnızlığın Ortağı” tablosu ve Arzu Bulut’un sabrı küçük bir alanda yoğunlaştırarak sunduğu “Sessiz Bekleyiş” eseri birbirini takip ediyor.

Yine Arzu Bulut imzasını taşıyan, şefkatin sarmalayıcı gücünü hissettiren “Şefkatîn Sessiz Dili” ile yüksek yaylaların özgürlüğünü renk patlamalarıyla veren “Yaylanın Renkli Nefesi”, izleyiciye adeta yaylaların kekik kokan nefesini üflüyor! Asuman Aslan’ın kardeşlik bağının güvenini aktardığı “Can Kardeşler” ve Ayşe Yanık’ın gözlerdeki tarihî hafızayı felsefi bir boyutta sabitlediği “Bakışlardaki Miras” isimli eseri, toplumsal belleğin gücünü keçeyle tescilliyor. Dilek Us’un ikonografik bir yaklaşımla kadın zarafetini keçe üzerine stilize ettiği “Sarı Yazmalı” tablosu , Gülcan Karadeniz’in coğrafyanın karakterini taşıyan metâneti insan yüzüne kazıdığı “Anadolu’nun Yüzü” ve Güller Temiz’in hayatın yükünü omuzlarında vakurca taşıyan insanımızı resmettiği “Sırtımdaki Dünya” isimli çalışması, toprağın insanla olan kopmaz bağını simgeliyor.

Serginin son bölümünde ise Aylin Kaya’nın mekanikleşen dünyaya karşı yünün sıcaklığıyla sarılmayı öneren manifesto niteliğindeki eseri “Yürekten Sarılış” , Mürüvvet Akçadağ’ın baharın uyanışını coşkuyla müjdeleyen “Al Yanaklı Bahar” tablosu ve Serpil Bağcık’ın tarım emeğini ve ‘kara toprak’la uyumu özetleyen “Toprağın Yoldaşları” çalışması yer alıyor.

Geleceğe dair umutları yünün saflığıyla anlatan Zuhal Akşen’in “Toprağın Çocukları”, ayrılmaz bağları ve gençlik dostluklarını samimi hatlarla mühürleyen Zehra Ekmekçi Eşkin’in “Sıkı Dostlar” ve küçük şeylerle mutlu olabilme irfanını simgeleyen Arzu Bulut’un “Bir Avuç Mutluluk” eseri, bu muazzam keçe rönesansının estetik kapanış cümlelerini oluşturuyor.

Sergiyi İzlemek İçin Son Dört Gün!

“Yünden Yürek” sergisi; emeğin, sabrın, yerel yönetim vizyonunun ve akademik adanmışlığın bir araya geldiğinde ne denli muazzam bir kültürel kalkınmaya dönüşebileceğinin en somut ve asil vesikası olarak Taksim’de ziyaretçilerini bekliyor. 20 Mayıs tarihine kadar İstanbul’un orta yeri Taksim’i şenlendiren bu nadide sergiyi ziyaret etmek için önünüzde sadece dört gün kaldığını hatırlatıyor; yünün ve irfanın bu sıcak buluşmasını kaçırmamak adına tüm sanatseverlerin elini çabuk tutmasını tavsiye ediyoruz.

 

İTTİFAK GAZETESİ ÖZEL-İSTANBUL HABER MERKEZİ