Ali Sami Yen Spor Kompleksi RAMS Park’ta alınan 3-0’lık galibiyet, sadece bir derbi zaferi değil; aynı zamanda şampiyonluğun ilanıydı.
Üstelik bu zafer, yalnızca skorla değil, oyunun karakteriyle de geldi.
Maçın ilk bölümlerinde Fenerbahçe’nin önde ve dengeli baskısı vardı. Sarı-lacivertliler topa sahip olma konusunda oyunu dengelemeye çalıştı. Ancak Galatasaray, panik yapmadı. Sabırlı kaldı. Rakibin geçici baskısını doğru savundu ve oyunun ritmini yavaş yavaş kendi lehine çevirdi.
11. dakikada Fenerbahçe’nin kazandığı penaltı belki de gecenin kırılma anıydı. Anderson Talisca’nın beyaz noktada topu auta göndermesi, yalnızca bir fırsatın kaçması değil; aynı zamanda mental üstünlüğün el değiştirmesiydi. Büyük maçlarda bazen bir penaltı kaçmaz, bir takımın inancı kaçar.
O andan sonra Galatasaray daha net, daha kararlı ve daha güçlü görünmeye başladı.
Victor Osimhen’in 40. dakikada attığı gol tesadüf değildi. Uzun taç organizasyonu, ikinci top takibi ve bitiricilik… Bu gol, çalışılmış bir aklın ve doğru yerleşimin sonucuydu. Nijeryalı yıldız yalnızca gol atmadı; derbinin ağırlığını da omuzladı.
İlk yarıda Fenerbahçe’nin isabetli şut çekemeden soyunma odasına gitmesi, Galatasaray savunmasının ne kadar organize olduğunu gösteriyordu. Davinson Sanchez-Abdülkerim hattı ve önlerinde Torreira-Lemina ikilisi, merkezi tamamen kapattı.
İkinci yarıda ise oyun artık tek taraflı bir üstünlüğe dönüştü.
Yunus Akgün’ün kazandırdığı penaltı ve Ederson’un kırmızı kartla oyun dışında kalması, Fenerbahçe adına fişi çeken andı. Barış Alper Yılmaz’ın büyük bir soğukkanlılıkla kullandığı penaltı sadece skoru 2-0 yapmadı; aynı zamanda derbinin final cümlesini de yazdı.
Barış Alper için bu gece ayrıca sembolik bir anlam taşıyordu. Galatasaray formasıyla 200. maçına çıkan oyuncuya mücadele öncesi Başkan Dursun Özbek tarafından plaket verilmesi, ardından kritik penaltıyı gole çevirmesi; futbolun bazen ne kadar güzel senaryolar yazabildiğinin göstergesydi.
Ve final…
Lucas Torreira’nın attığı üçüncü gol, aslında Galatasaray sezonunun özeti gibiydi: takip, mücadele, vazgeçmeme ve doğru anda doğru yerde olma.
Uruguaylı yıldız sadece orta sahada değil, sezonun ruhunda da başrol oyuncularından biri oldu.
Bu galibiyetle puan farkının üç hafta kala 7’ye çıkması artık matematiğin ötesinde bir tablo yaratıyor. Şampiyonluk yarışında avantaj değil, kontrol tamamen Galatasaray’da.
Fenerbahçe açısından ise bu mağlubiyet sadece puan kaybı değil; aynı zamanda sezonun en ağır psikolojik darbesi.
Çünkü derbiler bazen kupaları kazandırmaz ama kimin şampiyon olacağını herkese gösterir.
Bu gece RAMS Park’ta olan tam olarak buydu.
Galatasaray kazandı.
Ama asıl önemlisi şu:
Galatasaray, şampiyon gibi kazandı.

YORUMLAR