DOLAR
5,8147
%0,44
EURO
6,4658
%0,25
ALTIN
276,05
%0,90
BİST100
7,7627
%1,70

İslam Seçen Hoca’ya rahmet

02.12.2019 00:00

Günümüz geleneksel sanatlarının usta ismi, klasik cilt sanatımızın duayeni, hocaların hocası İslam Seçen dünya hayatındaki yolculuğunu tamamlayarak ahiret âlemine göç etti. Cilt sanatı tabir yerindeyse yetim kaldı!

İslam Bey, sanatına âşık bir hocaydı, ustaların ustasıydı. Meslek ahlâkıyla mücehhez gerçek bir meslek ve sanat adamıydı. Ebrucu Alparslan Babaoğlu’nun deyimiyle “Cilt sanatının gururu ve duayeni olup bugün kitap sanatlarıyla uğraşan herkesin kendisinden bir şeyler öğrendiği bir sanatçıydı.”

İslam Seçen

İslam Seçen, mesleğini, cilt sanatını kutlu bir değer, mânâ ve bir adım öte hikmet müessesesi olarak görüp mütemadiyen omuzlarının üzerinde taşıdı. Güzel yaşadı, biiznillah güzel bir ölümle ebediyet âlemine sırlandı, geride binlerce eser ve birbirinden usta çok değerli öğrenciler ve öğrencilerinin öğrencilerini bırakarak.

İslam Seçen Hoca, sayıları binlerle ifade edebilecek sayıda yazma eserin cildini yapmış, medeniyetimizin, kültürümüzün taşıyıcılığını yapan on binlerce yazma sahifeyi restore ederek irfanımızın yarınlara aktarılmasını kendi sorumluluğu özelinde temin etmişti.

İslam Seçen Bey’e rahmeti vesile kılarak vefeyat dosyası hazırladık. Dosyamızın biyografi kısmını duayen tezhip sanatkârı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Taşkale okuyucularımız için hazırladı. Faruk Bey’e huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

2012 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü; 2015 yılında da Yaşayan İnsan Hazineleri Ödülü takdim edilen İslam Seçen Hocamız İttifak Gazeteci camiası olarak Hakk Teâlâ’dan rahmet, yakınlarına ve öğrencilerine sabırlar diliyoruz.

İslam Seçen

1936 yılında, Kosova-Priştine’de doğan İslam Seçen; Ali ve Şevkinaz Seçen’in dört oğlundan ikincisidir. İlk ve ortaokul eğitimini Priştine’de tamamlamıştır. Priştine Lisesi’nden 1951 senesinde mezun olmuş, aynı yıl bölgenin (İPEC) Güzel Sanatlar Akademisi’ne başlamıştır. Burada üç yıl okuyan Seçen, ailesinin İstanbul’a göç kararı almasından sonra, 1957 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin ikinci sınıfına kaydını yaptırmıştır. Burada dönemin önemli sanatçılarından dersler almıştır. Bunlar arasında; Prof. Sacit Okyay’dan Klasik Cilt derslerini, Prof. Emin Barın’dan ise modern cilt ve kaligrafi derslerini sayabiliriz. 06.07.1959 tarihinde Güzel Sanatlar Akademisi’nin orta kısmından mezun olmuştur.

30.04.1961’de Süleymaniye Kütüphanesi cilt servisinde çalışmaya başlamıştır. 17.10.1961 tarihinde de İstanbul-Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü’nden mezun olmuştur. 1962’de askerlik vazifesi nedeniyle görevinden istifa eden Seçen, askerlik vazifesini tamamladıktan sonra 1964’te Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki görevine geri dönmüştür.

1965 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki meslektaşı, Şeyma Turna Hanım ile evlenmiştir. 1966 yılından 1968 yılına kadar Eyüp Ortaokulu’nda, resim ve el sanatları dersleri vermiştir. 1969 yılında oğlu Ebru Seçen dünyaya gelmiştir. 15.07.1969 yılında Prof. Emin Barın ile, Portekiz’in başkenti Lizbon’daki, Gülbenkian Müzesi (Fundaçao Calouste Gülbenkian)’nde bulunan, 1954’te meydana gelen sel felaketinde zarar görmüş, İslam el yazmalarının durumunu görmek ve onarımları için yapılacaklar hakkında görüş bildirmek için 2 ay müzede çalışmışlardır. Bu çalışmaya 1 ay sonra Rikkat Kunt da katılmıştır. 05.06.1970’de Lizbon-Gülbenkian Müzesi’ne ikinci kez çağrılan Seçen, bu kez 9 ay süren bir restorasyon çalışması gerçekleştirmiştir. İslam Seçen; Gülbenkian Müzesi’ndeki çalışmalarına, memuriyetinin izin verdiği ölçüde, yaklaşık otuz iki yıl devam etmiştir.

1973 tarihinde Kültür Bakanlığı Süleymaniye Kütüphanesi Cilt ve Patoloji Servisi’nin Baş Uzmanlık kadrosuna yükseltilmiştir. 10.05.1977’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Geleneksel Türk Sanatları Kürsüsü’nde, Türk Ciltçiliği dersi için, haftada 4 saat Öğretim Görevlisi olarak görevlendirilmiştir. 1982 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ndeki Türk Ciltçiliği dersine devam etmiştir.

20.04.1988 tarihinde Süleymaniye Kütüphanesi Cilt Servisi’nden emekli olmuştur. 11.08.1989 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Cilt Anasanat Dalı’na kadrolu öğretim görevlisi olarak atanmıştır. 17.06.2001 tarihinde yaş haddinden emekli olan İslam Seçen, mesleki hayatına Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Cilt Anasanat Dalı’nda, lisans ve lisansüstü derslerini vermeye devam etmiştir.

2013 senesinde Mimar Sinan Güzel Üniversitesi’nden ayrılarak, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne bağlı Cilt Anasanat Dalı’nda ders vermeye devam etmiştir.

Mesleki yaşamında, sayısız kitabın elinden geçtiğini ifade eden Seçen’in, yaptığımız araştırmalarda kayıtlı olarak 1734 adet kitabın restorasyonunu gerçekleştirdiğini görmekteyiz. Ancak kayıt altında olmayan restore edilmiş eserlerle bu sayının üç bini geçtiği bilinmektedir.

Onlarca öğrenci yetiştiren, eser üretip el yazması restorasyonu yapan İslam Seçen 30. 11. 2019 tarihinde vefat edip; Topkapı Yeni Kozlu Mezarlığı’nda babası Ali Bey’in yanına defnedilmiştir.

İSLAM HOCA GÖÇMÜŞ

Prof. Dr. Aydın Gülan

İÜ Hukuk Fakültesi İdare Hukuku ABD Başkanı

İslam Hoca’yı 1981’de Süleymaniye Kütüphanesi’nde tanıdım. O dönemde Muammer Ülker Bey Süleymaniye Kütüphanesi’nin müdürüydü. Hiç o kadar kültürlü ve mesleğini seven kütüphane müdürü görmemiştim.

Kütüphanede mühim simalar vardı. Saadet Hanım kimyagerdi, kitap hastanesinin kâğıt tamiri kısmının başındaydı. Orada Bilge Hamın ve iki çalışan daha vardı. İslam Hoca ise, cilt bölümünün başındaydı. Rafet Ağabey kıdemliydi ve usta seviyesindeydi, rahmetli İbrahim Bey’i ve Mehmet Ali Kunduracıyı da orada tanımıştım.

Yukarıdan, Süleymaniye Camii’ne doğru geldiğinizde, sağdaki kapıdan girip bina içinde tekrar sağa döndüğünüzde, önce camlı bir kapıdan Rafet Ağabey’in çalışma mekânına girerdiniz, sağa döndüğünüzde kitap sahifelerini tamir edenlerin topluca olduğu bölüme, sola döndüğünüzde de İslam Hoca’nın çalıştığı yere ulaşılırdı.

Muammer Bey bendenizi ve daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelmiş bir başkasını yetiştirin diye onlara teslim etmişti. Tek tek, büyük bir ciddiyetle bendenize bir şeyler öğretmeye çalıştılar, hatalarımı düzelttiler, tekrar tekrar sorduğumda cevap vermekten hiç usanç göstermediler. Hemen başaramayacağımı sezdikleri işleri, mahcup olmayayım diye yapıverdiler. Müdür Bey, İslam Hoca’ya gelişmemi sorduğunda sahip çıktılar. Aynı zamanda bir öğrenci olduğum için büyük bir sevgiyle evlatları gibi bağırlarına bastılar.

İslam Bey ve ekibi kadar mesleğine ciddiyetle yaklaşan, mesleğini düzgün yapmaya çalışan insanların bulunduğu bir topluluğu daha önce görmemiştim. Maalesef sonra da bendeniz bu genel görüntüye bir daha rastlayamadım. Şimdiki zamanda da gitgide azaldığı için İslam Hoca’nın mesleğe verdiği önem daha bir mana kazanıyor.

Sesini hiç yükseltmedi

İslam Hoca, Kosova doğumluydu. Çok hoş bir konuşma tarzı vardı. Sakindi, kimseye sesini yüklettiğini görmedim. Mesleğini hiç ihmal etmezdi. Herkesle temas ve mesafe dengesini ayarlamıştı, büyük bir “yumuşak güç”tü. Kimseye kızmazdı ama herkes onu dinlerdi. Çok yönlü bir sanatçıydı. Bağırarak, çağırarak, hiyerarşi yetkisini kullanarak değil, ustalığıyla kendisini tartışmasız kabul ettirmiş ve büyük bir saygıyı hak etmişti.

Şimdi düşünüyorum da İslam Hoca gibi kimseler bir medeniyetin, bir kültürün temel direklerini oluşturan, mütevazı, emanet ehli insanlardır. Hemen görülmezler, çok kimse onları görmeden, bilmeden gelip geçer. Böyleleri hiçbir şartta kendilerini pazarlamazlar, mesleklerini öğretmekten sakınmazlar, paraya, şöhrete, makama, mevkie pirim vermezler, sadece görevlerini ifa eder, gelir ve geçerler. Allah rahmet eylesin.

İslam Hoca’ya dair birkaç söz…

Prof. Dr. Faruk Taşkale

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı

Son yüzyılın en önemli cilt sanatçısı ve el yazması restoratörü İslam Seçen İle 1984 senesinde Emin Barın Hoca’nın Çemberlitaş’ta bulunan Yazı ve Cilt Atölyesi’nde düzenlenen “geleneksel Perşembe toplantıları”ında tanıştım.

İslam Hoca’dan kâğıt restorasyonu ve murakkaa germe konusunda çok istifade ettim. İslam Hoca bilgi ve tecrübelerini cömertçe aktaran bir arkadaştı, dosttu. Hiç boş durmaz, çalışırken sohbetini esirgemezdi. İş yaparken; bir kitap ya da levha restorasyonu yaparken, bir yazıyı murakkaa gererken işini itina ile yapar ve en ince ayrıntısına kadar mutlaka öğrencilerine anlatırdı.

İslam Hoca’yı yemek yemenin dışında boş otururken gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Çay içerken bile iş yapardı. Hatta iş yaparken aklına geldikçe çayını yudumlar ve sigarasını içerdi. Zaten sigarasının külü sürekli döküldüğü için sigarasını bile tam içmezdi. Her şeyin çaresini mutlaka bulurdu. Çözümsüzlük diye bir kavram yoktu İslam Hoca’da. “Olur diyorsam olur, olmaz diyorsam olmaz” derdi. Bir levhanın, ferman-berat gibi belgelerin veya kitabın restorasyona ihtiyacı olan kısımlarını özenle tamamladıktan sonra tezhibinde eksik, bozulmuş ya da dökülmüş bölümler varsa aslına uygun bir şekilde tamamlamam için bana teslim ederdi. Eksik yazıları ise tamamlaması için gönül rahatlığıyla Hüseyin Gündüz Hoca’nın ellerine ve maharetine teslim ederdi. Bu şekilde kaç eseri tekrar hayata kavuşturduk hatırlamıyorum.

Aferin…

Tezhibi ve yazısı dökülmüş bölümler tamamlandıktan sonra dikkatlice inceler, elini omzumuza koyarak güzel bir “aferin…” verirdi. Eserlerin bozulmuş, yırtılmış, küflenmiş bölümlerini iyice temizledikten sonra bombe ve hava yapıp kabarmış kısımları düzeltmek için eseri ters çevirip arka kısmını hafif nemlendirir ve kedine özel yöntemleriyle tashih bıçaklarını kullanarak levhanın ilk kağıt bölümünü çıkarana kadar sabır ve özenle saatlerce çalışırdı. Bu arada çaylar soğur, sigarasının külü dökülür; ama İslam Hoca işi bitene kadar hiç durmazdı. Geçip giden saatler onun için mühim değildi. Neredeyse zaman kavramını unuturdu çalışırken. Bizler de onun çalışma temposuna ayak uydurunca gerçekten zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık…

Hüseyin Gündüz Hoca ile, Üniversitede Cilt Anasanat Dalı Atölyesi’nde ve Çemberlitaş’taki Barın Yazı ve Cilt Atölyesi’nde uzun saatler boyunca, onlarca eser restorasyonuna katıldık ve tanık olduk. İslam Hoca’nın o zarif ince elleri ve avuçlarının üzerleri tutkal, kola ve boyalar ile görünmez hale gelirdi çoğu zaman.

Hüseyin Gündüz Bey, İslam Hoca’nın sırdaşıydı…

Hüseyin Bey hem dostu, hem sırdaşı hem asistanıydı adeta. Birlikte temizleyip restorasyonunu yaptığımız eserlerin en önemlilerinin başında Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Koleksiyonu’nda bulunan birçok ferman-berat gibi belgeler ve Kur’ân-ı Kerîmler gelir. Bu eserler huzur, keyif ve dolu dolu sohbetler ile, kaç gündüz ve gece yarılarına kadar, onlarca saat ve emek harcanarak yapıldı bilemiyorum…

İslam hoca bir iddia üzerine 16. yüzyılda yapılmış, klasik motifler ile tezyin edilmiş muhteşem bir kutunun fotoğraflarını inceleyerek tıpkısını yapıp bizleri hayrete düşürmüştü. Desenlerini benim çizip ve renklendirdiğim bu kutu için özel kalıplar hazırlanmış ve tamamlanması yaklaşık 40 gün sürmüştü.

Kaligrafiye hâkimdi…

İslam Hoca aynı zamanda Latin kaligrafisine hâkim bir üstattı. O güzel yazısı ile bir çok berat ve belge yazdığına tanık oldum.

Ramazan yemeklerimiz bir bayram coşkusu ile geçerdi. Birçok iftar akşamı, evinde rahmetli eşi Şeyma Hanım’ın yaptığı ve güler yüzle ikram ettiği yemekleri muhteşem sohbetler eşliğinde afiyetle yerdik. Bir defasında Üniversitede yaptığımız sohbetli bir çalışma esnasında Hüseyin Gündüz Bey’in, Şeyma Hanım’ın yaptığı muhteşem Arnavut böreğinin lezzetini unutamadığını dile getirdiğinde, ertesi gün Şeyma Hanım’ın özenle yaptığı bir tepsi Arnavut böreğini Hüseyin Bey’e getirdiğini unutamıyorum. Biz de nasiplenmiştik bu muhteşem lezzetten. Bu geleneksel iftar yemeklerimiz İslam Hocamız ve Hüseyin Gündüz’ün katılımıyla rahmetli eşi Feriha Hanım’ın hazırladığı muhteşem sofra ile Ali Alparslan Hocamızın evinde de keyifle devam ederdi. Zaman zaman Ali Alparslan Hocamızın Selimiye’deki yazlığında İslam Hoca’nın yaptığı mangallara da doyum olmazdı.

Son iki yüzyıla adını altın harflerle yazdırdı

Sanatıyla, çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, merhametiyle, bilgi ve tecrübelerini cömertçe paylaştığı eğitmenliğiyle İslam Hoca, son iki yüzyıla adını altın harfler ile yazdırmış, onlarca sanatçıya emeği geçmiş bir ekoldü. İslam Hoca’mı ve diğer hocalarımı minnet ve rahmet ile anıyorum.

İslam Seçen Hocamız…

Gülçin Anmaç

Minyatür Sanatçısı

İslam Seçen hocamız kıymetli bir büyüğümüzdü. Ne zaman ihtiyacımız olsa el uzatan gönül dostumuzdu, sanatında usta bir sanatkârdı, bilgisini sakınmadan paylaşan değerli bir hocaydı. İslam Hocamızın vefâtı bizler için çok üzücüdür. Kendileri zarif, hazerfan, bilgili, edepli, görgülü bir beyefendi ve sanatında en usta bile olsa hep mütevazı olmuş nadir bir şahsiyetti.

İslam Hocam ile beraber yer aldığımız sergi ile projeler ve bu vesileyle yolculuklarımız oldu. Her zaman hatırlayacağım, onunla bütünleşen takım elbise ve kravatlı giyimi ile tertemiz duruşu, en zor durumlarda bile yorulmadan devam etmesi, bilgiyi paylaşması, keyifli sohbeti ve insancıl zerafetidir.

Tanıdığım en özel sanatkârlardan biriydi…

Tanıdığım en özel sanatkârlardan olan değerli İslam hocamı çok özleyeceğiz, hem sanatta hem hocalıkta yeri doldurulmayacak kıymetlerimizdendi. Klasik kitap sanatlarına yarım yüzyılı aşkın süredir hem ülkemizde hem yurtdışında hizmet etmiş, sayısız el yazmasının konservasyon ve restorasyonunu yaparak günümüze ulaştırmış, farklı kurumlarda cilt bölümlerini kurmuş, buralarda birçok öğrenci yetiştirmiş ve bu sanatın devamını sağlamıştır. Şimdi geride, bereketli ömründen güzel anılar ve ömrünü vakfettiği sanatından sayısız değerler bıraktı bizlere. Allah rahmet eylesin, ruhu şad, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek olsun.

İslam Hoca’ya dair…

Gürcan Mavili

Cilt Sanatçısı

“Bilim ve Sanat Uzun Ömür Kısadır” diyor Hipokrates. İslam Hocamın çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı bir söz ile başlamak istedim yazıma.

İslam Seçen Hocamın 1989 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde Cilt Ana Sanat Dalında öğrencisi olma şansına sahip olmuş kişilerden biriyim. Hocamızla esas muhabbetimiz 1998 yılında benim bölümde asistan olarak görev almamla başlamıştır. O yıllarda eşi Şeyma Hanım’ın rahatsızlığından dolayı çok sıkıntılı günler geçirmekteydi. Sık sık dertleşir, sıkıntısını öğrencilerle beraber sohbet ederek gidermeye çalışırdı. İnsani ilişkileri de her zaman çok kuvvetliydi.

Gelenekli sanatlarımızın en nadide örneklerini içinde barındıran kitaplarımızın ciltleri konu olduğunda İslam Seçen hocamız her zaman akla gelen ilk kişi olmuştur. Süleymaniye El Yazmaları Kütüphanesi’nde başlayan çalışma hayatında birçok nadide eserin onarımına imza atmıştır. Ayrıca, dönemin, Süleymaniye Kütüphanesi müdürü Nevzat Kaya ile de ayrı muhabbetleri vardı. İslam Hoca ve Nevzat Bey ile birçok projede çalışma ve birçok esere hayat verme şansımız da olmuştur.

Onu tanıyanların bildiği gibi, İslam Hocama gelen bir el yazması eserin durumu ne kadar kötü olursa olsun o her zaman bir çözümünü bulup eserin yeniden hayat bulmasını sağlardı.

Süleymaniye Kütüphanesi’nden 1988 yılında emekli olan İslam hocam, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Geleneksel Türk Sanatları Kürsüsü’nde 1977 yılından itibaren Klasik Cilt dersleri vermeye başlamıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde pek çok öğrenci yetiştirmiş olması yanında; Habibün Neccar İşmen, Kazım Hacımeyliç ve ben uzun yıllar hocanın asistanlığını yapmış, bu süreçte ve sonrasında birçok anıya beraber tanıklık etmiş bulunmaktayız.

Yıllar sonra bir gün sohbet ederken kendisine “cilt sanatı konusunda sayenizde çok şey öğrendim” dediğimde bana mütevazı bir ifade ve alçak gönüllülükle “ben sana bir şey öğretmedim ne öğrendiysen kendin öğrendin” demiştir.

Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum.

Mahşerin iki atlısı…

Rafet Güngör

Cilt Sanatçısı

İslam Hoca ile uzun yıllara dayanan kadim bir dostluğumuz vardı. Hocamdı, ağabeyimdi. Talebeleri zaman içerisinde kendisinden cilt sanatının incelikleriyle beraber insanlığı ve meslek ahlâkını da öğrenirdi.

Bir zaman, belki 30 yıl kadar önce birlikte bir fotoğraf çekilmiştik. O dönemlerde fotoğraflar tab edilirdi. İslam Hoca, birlikte çekildiğimiz, tab ettirdiği fotoğrafı bir müddet sonra bana hediye etti. Fotoğraf kartının arka yüzüne “Mahşerin İki Atlısı” şeklinde bir not düşmüştü. Süleymaniye Kütüphanesi’nin müdürü Muammer Ülker Bey de bu keyfiyeti; İslam Hoca’nın ifadesiyle Mahşerin İki Atlısı olduğumuzu tasdik etmişti!

Nevişahsına münhasır bir zattı

Hocamız nevi şahsına münhasır, çok özel bir zattı. Ne demek istediğimi Hocamızı yakînen tanıyanlar anladılar! Uzun yıllar süren hukukumuzda zatıâlilerinden çok şey öğrenme imkânım oldu.

Tenkit aynan olsun

Bir gün bana bir kart verdi. Üzerinde kendi el yazısıyla “Tenkit aynan olsun” yazılıydı. İslam Bey o esnada “Rafet Bey, her hâlükârda tenkit aynan olsun. Buraya, Süleymaniye Kütüphanesi’ne cildi bilen de gelir bilmeyen de… Gelen hemen herkes cilt kapları için bir şeyler söyler. Seni tenkit eden de olur, övenler de… Bununla birlikte her tenkitten mutlaka bir şey öğrenirsin ama pohpohlamalardan hiç bir şey öğrenemezsin” demişti.

İslam Hoca’yla Kütüphane’de en çok münakaşa eden galiba bendim. Yanlış anlaşılmasın, münakaşalarımız kitap ciltlerinin daha güzel olması içindi, kitapların sıhhati ve daha güzel ciltlenmeleri için tartışırdık bazen.

Cilt sanatını kendisinden öğrendim

Mesleğine âşık bir zattı. Cilt sanatını kendisinden öğrendim. 25 yıl bir arada çalıştık. Bir zaman İran Konsolosluğu’ndan bir murakkaa işi geldi. O yıllarda İran’ın İstanbul Başkonsolosu Davûdî isimli bir zattı. Tayini İtalya’dan Türkiye’ye, İstanbul’a çıkmıştı. İran’a ziyarete gideceği bir dönemde de İran Şahı Rıza Pehlevi’ye bir yazma eser murakkaı hediye etmek istemişti. Cildini bizim yapmamızı talep etti. Çok iyi hatırlıyorum, Davûdî Bey Süleymaniye Kütüphanesi’ne Abdülbaki Gölpınarlı ile birlikte gelmiş ve işe başlarken 12 adet, 22 ayar altın varağı vermişti. 12 defter altını ilk kez aynı anda bu vesileyle o zaman görmüştük!

Günlerce çalıştık, epeyce mesai harcadık. Kanaatimizce oldukça güzel bir eser ortaya çıkmıştı. Son kontrol için murakkaı evime götürerek gece vakitlerinde de çalışmamı istemişti. Bir gece eserin üzerinde çalışmaya başladım. Baktım ki salbek ve köşebentlerin tığlarını unutmuşuz! Yine çok iyi hatırlıyorum, yağışlı bir geceydi. İslam Hoca’yı aradım. Saat 24:00 suları olmaydı. “Olamaz, hayır kesinlikle olamaz. Nasıl unuturuz! Hemen bir taksiye bin ve evime gel” dedi. İslam Hoca’nın dediği gibi yaptım, Kocamustafapaşa’da oturuyordu. Taksiden inip evinin zilini çaldım. Saat de 01:00 olmuştu. Saat 04:00’a kadar çalıştık. O saatte bize kahve ikram eden eşinin “başlarım sizin ciltlerinize!” dediğini hiç unutmuyorum.

Hâsılı, İslam Hoca nezdinde iş dendiğinde adeta akan sular durur, gözü başka bir şey görmezdi.

Cilt atölyesi sana teslim!

Gülbenkian Müzesi’ndeki nadir ve el yazması kitapların restorasyonunun yapılması talep edilmişti. Emin Barın yazı; Rikkat Kunt tezyinat ve İslam Hoca da cilt restorasyonu için Türkiye’den Portekiz’e gitti. Arada birkaç günde bir telefonla arayarak ciltlemekte olduğumuz kitapların durumlarını soruyor ve “cilt atölyesi sana teslim” diyordu. “Bir şey ister misiniz Hocam” dediğimde “Yenice sigarası gönder” demişti. Kendisini ziyarete gidecek eşine epeyce İslam Bey’in istediği sigaradan göndermiştim.

Veren eldi

İslam Hoca cömertti, veren eldi. Bir zaman talebesi Kazım Hacımejliç’e bir eserde kullanılmak üzere sahtiyan deri lazım gelmişti. Deriyi temin ettik. Kazım Bey kardeşimiz eserinde kullandı. Derinin bedelini ödeyecek oldu ki İslam Hoca “zinhar olmaz, sen bizim misafirimizsin” demişti. Nur içinde yatsın. Makamı âlî, mekânı Firdevs cenneti olsun.

"Çocuklarla çocuk olabilen müstesna bir kişilikti."

Doç. Kaya Üçer
MSGSÜ-MYO
Mimari Restorasyon Prg.

Mimarsinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları cilt bölümü Fındıklı’da merdivenlerle çıkılan bir sokağın ikinci sırasında yer alan bir binadaydı birinci katında cilt atölyesi vardı , mübarek ramazan ayında günler ilerleyip bir hafta geçtikten sonra atölyeye giderdim saat 4:00 gibi , o zamanlar iftar 17:30 daydı binadakiler bilirlerdi ki ben atölyeye o saatte geldiysem İslam hocaya takılmak için gelirdim...herkes atölye de toplanırdı ... iftara kalmış bir saat...
Hoş beş iyi hal kelamından sonra girerdim konuya ; anlatmaya başlardım ... hocam şimdi şöyle bir çorba olacak dumanı üstünde tütüyor ... mercimek... limonu elinle ezeceksin şöyle kesip sıkacaksın diye başladım mı anlatmaya hocanın ağzı sulanır başlardı kafasını sağa sola sallamaya...ardından da  salata tarifi yapardım hocam işte havuçları rendeledik kıvırcığını kestik , şöyle limonu elle sıktık , ooooh mayhoş mayhoş dememle hoca atölyenin bir ucundan bana doğru koşmaya başlar eline geçirdiği oklavaylada beni atölyeden kovalardı.... herkes tabi kahkahadan yerlerde.... her geldiğimde böyle başladımmı konuşmaya atölyede durum aynıydı ..... bir sene sonra yeni gelen  ramazan ayında da aynı şeyleri yapınca bir kaç gün sonra bir baktım ki atölyenin kapısında “ramazan süresince kaya atölyeye giremez” diye yazmış ......
espirili anlayışlı... Çocuklarla çocuk olabilen müstesna bir kişilikti...
böyle keyifle her şeyi Öğreten hem insanlık öğrendiğimiz hem sanat öğrendiğimiz çok değerli bir insandı babamız gibi severdik .....
bu amansız hastalık onu da bizlerden aldı,  ama biz onu hep iyi anacağız hep bu güzel anılarını yaşatacağız iyiki İslam hocayla çalıştık iyiki İslam hocamız vardı ve biz onunla çalışmak, Onunla ders yapmak mutluluğuna erişebilen mutlu azınlıktık mekanı cennet olsun Allah ondan razı olsun gani gani rahmet diliyoruz....


Yorum Ekle
Aysun Boylu
02.12.2019 21.34.39

2000 yılında dikey geçişle geldim Mimar Sinan Üniversitesine Geleneksel Türl El Sanatları Halı Kilim Eski Kumaş Desenleri ve Cilt Bölümünü seçtim. İslam Seçen Hocam la 2 yıl boyunca çok güzel işler yaptık. Zorlandığını konularda hemen imdadımıza yetişirdi.Eksik olan malzeme olursa kendinden temin eder o işi bitirmemize yardımcı olurdu. Cilt te yüksek lisans yapmadım mezun olup gidiyorum diye kızmıştı bana.. Şirazeyi güzel yapıyordum elim yatkındı çok beğenirdi. Sizin gibi öğrenciler devam etmeli deyip beni onure etmişti... Elimizden makas almazdı her elime aldığımda aklıma gelir kulaklarını çınlatırdım. Hocam yere bırak da kavga etmeyelim derdi... İşlerimizi yaparken atölye de hoş sohbetlerini keyifle dinlerdim... Okul bitince Mersin e taşındım hep özlem dolu andım yaptığımız ürünler hep vitrinim de gözümün önünde evimi süsledi bu acı haber yüreğimi çok sızlattı... Hep güzelliklerle ana cağım sizi değerli Hocam nurlar içinde uyuyun herdaim dualarımızda olacaksınız...