22 Ocak 2020, Çarşamba
Son Dakika

Hafızanın yanılgısı ve Bir Bilim Adamının Romanı

12.01.2020

Kuşkusuz Oğuz Atay’ın en sevdiğim romanlarından biri hatta birincisi Mustafa İnan’ı anlattığı Bir Bilim Adamının Romanı’dır… Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir paylaşım sırasında Oğuz Atay’ın Mustafa İnan’ın öğrencisi olmadığını yazdım. Hatta o kadar emindim ki, Oğuz Atay inşaat fakültesinde dahi okumamıştı. Hafızamın sunduğu bilgi, şaşmaz bir gerçekti ve teyit etmeye dahi gerek yoktu. 

Bir süre bu hafıza yanılgısıyla devam ettim ama gelen bir kaç mesajda Oğuz Atay’ın inşaat mühendisi olduğu ve Mustafa İnan’dan ders aldığı hatırlatılıyordu. İşte tam bu anda doğru olanı tercih ettim ve kaynaklara başvurdum. En doğrusu kitaplıktaki Bir Bilim Adamının Romanı’nı kontrol etmekti. Bir kaç defa okuduğum ve her defasında Mustafa İnan’ın serencamına hayranlık duyduğum kitabı elime aldım. O da ne? Daha arka kapak yazısında “Oğuz Atay’ın hocası da olan Mustafa İnan’ı anlattığı romanı” diye söz ediliyordu.

Hafızamızdaki bilgilerin gerçekliğini sorgulamak konusunda tembellik yapmanın savunulur bir tarafı olamaz. Bir zaman sonra hafıza hatırlayamadığı boşlukları gerçek olmayan bilgilerle dolduruyor. Zihnimizde şaşmaz bir hakikat olarak yer bulan pek çok bilgi aslında değiştirilmiş verilerden oluşuyor. Nasıl değişiyor, neden değişiyor meçhul…

Oğuz Atay’a ve TÜBİTAK Roman Yarışmasının ödüllü kitabı Bir Bilim Adamının Romanı’na dönecek olursak, orada salt bir bilim tutkusunu bulmuyoruz aynı zamanda bir düşünce zenginliğiyle karşılaşıyoruz. Oğuz Atay, dünya görüşünün çok da örtüşmediği bir bilim adamını sadece akademik yaşamıyla değil siyasal fikirleriyle de anlatıyor. Yahya Kemal’in yakın dostu, Divan edebiyatının en meraklısı Mustafa Hocayı milliyetçilik üzerine makaleleri, Hint felsefesi hakkındaki yaklaşımları, beyin göçüne karşı ileri sürdüğü argümanları ile daha çok seviyor, daha yakından tanıyoruz.

“Adanalı Mustafa”nın mühendislik fakültesine birincilikle girişi, kendini sadece hoca olmaya adaması, devlet tarafından gönderildiği İsviçre’de ilk doktorayı yapması ve kışkırtıcı tekliflere rağmen ülkesine dönmeyi tercih etmesi günümüz bilim insanlarına gönül rahatlığıyla önerebileceğimiz bir model olarak karşımıza çıkıyor. 

İTÜ’deki ilk doktorayı yaptıran yetenekli bilim adamı, Türkiye’nin potansiyeli yüksek insanlarına hoyrat davranmadığı takdirde ne kadar iyi sonuçlar alabileceğini de gösteriyor. Adana’da bir seyyar postane görevlisinin oğlu olarak hayata başlayıp, tahayyül edilemeyecek başarılara imza atması eğitimdeki fırsat eşitliğinin de göstergesidir. Cumhuriyetin ilk kuşağında binlercesine rastlayabileceğimiz bu hikayeleri sonraki yıllarda neden sürdüremediğimizin eleştirisini mutlaka yapmak zorundayız. 

Mustafa İnan’ın ne Adana Lisesinde ne de sonrasındaki eğitim yaşamında destek gördüğü bir büyüğü, her tür ihtiyacını karşılayan cemaati, maddi olarak hep yanında olan hemşehrileri yoktu. O devletin herkese eşit sunduğu imkanları kendi bilgi ve becerisi sayesinde elde etmiş, yine eşit ve adil şekilde karşılığını vererek binlerce öğrenci yetiştirmişti. Dönemin beynelmilel fikirlerine kendini kaptırmadığı gibi Batı ülkelerinden gelen ilk teklifte vatanından uzaklaşmamıştı. Yalnız ve geri kalmış ülkesini yükseltmenin tek çıkış yolunu eğitim ve bilimde görmüş o yüzden de ölene kadar vatanı için mücadele etmişti.

Bir başka Adanalı Remzi Oğuz Arık’ın doktorasını tamamlar tamamlamaz yurda dönüp Mustafa Kemal’in karşısına çıkması gibi o da İsviçre’de bitirdiği eğitiminden sonra İstanbul’a dönüp kendini bilim eğitimine adamıştır. Geçtiğimiz günlerde Prof. Oluş Arık’tan dinlemiştim; Fransa’dan dönen babası Remzi Oğuz Arık, Atatürk’e arkeoloji ve sanat tarihi konusunda dünyadaki gelişmeleri anlatır ve Türkiye’de de bu çalışmaları yapmak gerektiğini söyler. Gazi ise Remzi Oğuz’dan bu alandaki literatürü eksiksiz olarak öğrenmesi için eğitimine biraz daha devam etmesini salık verdiğinde “Memleketime hizmet etmek istiyorum, bu kadar eğitim yeter” der. 

Türkiye’nin kaderi ancak kısıtlı kaynaklarını doğru kullanabilmesi ve insan yeteneğinden doğru istifade edebilmesiyle değişebilir. Bunun için de eğitimden başka çıkış yolu yok. Eğitimde fırsat eşitliği ise ancak Kozan’ın dağlarındaki yörük çadırında büyüyen zeki çocuğu Remzi Oğuz’u sisteme dahil etmesi, Adana tren istasyonunun yakınlarındaki evlerinin damından düşerek ağır yaralanan küçük çocuğu Mustafa İnan’ı tedavi edip okutabilmesiyle sağlanır. Umalım ki, fırsat eşitliği sadece eğitimde değil hayatın her alanında hakim olsun… Çünkü artık başka çıkış yolu yok…

 


Yorum Ekle
CAFER VAYNİ
16.01.2020 08.07.41

Yazının başlığı, içeriği ve son paragrafta verilen mesaj birbirleriyle uyumlu değil. Daldan dala atlamış. Konu bütünlüğü eksik. Remzi Oğuz Arık i ayrı bir yazıda ele almalısın.